Bir süredir epey meşgul olduğumdan blogta yeni yazı yazamadım. Bari taslaklardan birini okuyucu ile paylaşayım da “nerdesin sen” diye söylenmesinler dedim. Zira okuyucu taifesi biraz hassastır. Bir süre yazmayınca “aha bunun da pili bitti” deyip adını listeden siliverir :) Buyrun afiyetle okuyun…
Türk internet dünyasını yakından takip ediyorsanız popüler olmuş yabancı bazı servislerin benzerlerinin yapıldığına şahit olmuşsunuzdur. Bu olayı kimileri kopyalama, kimileri modelleme, kimileri uyarlama olarak açıklamaya çalışıyor. Adını ne koyarsanız koyun bu servislerin tutmadığına ve tutmayacağına dair yaygın bir kanaat var. Bir takım veriler de bu kanaati doğrulamıyor değil. Sosyal imleme sitelerinin durumu buna iyi bir örnek sanırım.
Seçkinci yaklaşım bu servisler için bir çıkış noktası olabilir mi? Önce seçkinci yaklaşım ile neyi anlatmak istediğimize bir bakalım. Üyelik bazlı bir servisin, bazı kullanıcıları üye olarak kabul ettiği, nispeten kapalı yapılanmayı seçkinci veya elitist yaklaşım olarak adlandırıyorum. Bunun bizdeki en bariz örneğini Ekşi Sözlük’te görebiliriz. Bilindiği gibi Ekşi Sözlük başvuran herkesi aktif üye olarak siteye dahil etmiyor. Belirli dönemlerde açılan başvurularla siteye dahil olabiliyorsunuz. Hatta bazen bu da yetmiyor. Yazar olabilmek için sitenin konseptini kavradığını yansıtacak derecede içerik üretmeniz isteniyor.
Bugün geldiği noktada gerek trafiği ile gerek sosyal etkisiyle Ekşi Sözlük Türk internetinin önemli bir değeri. Biraz maziye bakıp beyin fırtınası yapalım. Acaba Ekşi Sözlük en baştan beri her geleni bünyesine dahil etmiş olsaydı bugünkü değerine erişebilecek miydi? Ekşi Sözlük’ün kısıtlı bir yapısıyla bile “sözlük bozuldu” yaklaşımlarına maruz kalmasına bakarsak bu sorunun cevabı elbette hayır olacaktır. Burada şunun da altını çizelim. Tabii ki Ekşi Sözlük’ün bütün başarısının altında seçkinci yaklaşım yok. Ama önemli bir payda olduğunu düşünüyorum.
Şimdi bu modeli kendi projemize nasıl uygulayabiliriz ona bir bakalım. Örnek olarak nispeten zor bir alan olan sosyal imlemeyi seçiyorum. Buradaki yazıda da görebileceğiniz gibi bu konuda çok sayıda deneme var ama başarıya ulaşan çok az. Şu temel soruyu sorarak başlıyoruz: İnternette takip ettiğim yüzlerce kişi var. Twitter hesabım, FriendFeed hesabım, FaceBook hesabım v.s. Bunların bir kısmı aile dostları, yakın arkadaşlar. Bunları bir kenara ayırıyorum. Neden? Çünkü teyzemin oğlunun aklına internet deyince sadece msn, ogame, knight online gibi şeyler geliyor. O sosyal imleme sitesi için ideal bir kullanıcı değil. Bir de ayırdıklarımın karşısına bakalım. İnternette blogunu keyifle okuduğum yazarlar, profesyonel olarak internetle ilgilenen kişiler, seminerde tanıştığım parlak projeleri olan birkaç kişi, web tasarımcısı arkadaşlar, her çarşamba çay içip interneti konuştuğumuz arkadaşlar v.s. (Yani geek olarak da adlandırılan internet insanları.) Epey uzun bir liste oldu. Bu noktada bir varsayım kurarak devam edeceğiz. Saydığım kişilerin ve bu kişilere benzer özellikte kişilerin toplandığı bir komunitenin içerik sağladığı bir sosyal imleme sitesi kaliteli içeriği olan ve takip edilen bir site olmaz mı? Bence olur. Bir varsayım olarak bu kişilerin oluşturacağımız sitenin aktif kullanıcısı olduğunu düşünüyoruz.
Bir internet projesinin oluşumunda taslak, programlama, tasarım, özel beta, genel beta, kullanıcı toplama gibi süreçler var. Yukarıdaki varsayımdan anlaşılacağı üzere işe tersten başladık. Şimdi geriye dönüp bütün süreçleri varsaydığımız kitleyi düşünerek yaşayalım.
Taslağı oluştururken kullanıcı kitlemizin daha önce kullandığı benzer araçları incelemek iyi bir başlangıç noktası olabilir. Zaten sosyal imleme dediğimiz zaman aşağı yukarı oluşturacağımız taslak belli bir prototipe oturuyor. Gelelim tasarım ve programlama aşamalarına. Kullanıcı kitlemizi analiz ettiğimizde ortaya çok somut bir gerçek çıkıyor. Bu insanlar -ki aralarında tasarımcılar ve programcılar da var- kesinlikle acemi işi olan tasarımları, yarı yolda bırakan, ikide bir çöken bir programlamayı sevmiyorlar. Bundan dolayı bu süreçleri mümkün olduğunca en iyi şekilde atlatmaya bakıyoruz. Hala nasıl sorusu kafanıza takılıyorsa kitlenizin yayınlarını inceleyebilirsiniz. Bu kitle internetle ilgili olduğuna göre mutlaka sosyal imleme siteleri ile ilgili içerik üretiyorlardır. Bu aşamada da kitlenin blogları, ekledikleri linkler, twitter, friend feed kayıtları önemli kaynakları oluşturuyor.
Bu aşamalardan sonra geldi sıra özel betaya. Özel beta oldukça kısıtlı sayıda kullanıcının sistemde olduğu sistemin hatalarını görmek için tasarlanmış bir süreç. Özel beta da kitlenizden anahtar isimlerine davet gönderebilirsiniz. Hatta projenizi anlatan bir yazı yayınlatmayı da başarabilirseniz süper olur. Özel betada hatalar giderildikten sonra sıra geliyor genel beta sürecine.
Bu süreç yaklaşımımızın en kritik süreci. Zira birçoğu diğer sosyal imleme sitelerini kullanan bir topluluğu varolan alışkanlıklarından vazgeçirerek kendi sisteminizi kullanmaya ikna etmeniz gerekiyor. Bu sabırlı olmanız gereken belki maddi açıdan biraz zor geçebilecek bir süreç. Bu süreçle ilgili birazdan neler yapılabileceğini anlatacağım.
Eğer bu aşamayı da başarı ile atlatıp hedef kitlenizin büyük çoğunluğunu sisteme dahil edebildiyseniz arkanıza yaslanıp derin bir soluk alabilirsiniz. Ama hemen rahatlamayın daha zor bir süreç sizi bekliyor. Genişleme süreci. Elbetteki sisteminiz 100-200 kişi ile yürümeyecek. Aslına bakarsanız devamlı katılım sağlayan o kadar kişi de yeter de fireleri göz önüne alıp biraz sayıyı arttırmakta yarar var. Yeni üye kabulünü kesin kurallara bağlamalısınız. Çünkü kitlenin nezih yapısını korumamız lazım. Yeni üye kabulü ile ilgili birkaç yöntem önerebilirim. Mesela bir kaç kişiden oluşan bir yönetici kadro üyelikleri onaylayıp reddedebilir. Veya yeni üye olacak kişi kendisini ve faaliyetlerini anlattığı birkaç satır bir yazı ile bütün kullanıcıların onayına sunulur. Kullanıcılar ilgili kişi ile ilgili yorum yazabilirler. Oylama sonucunda belirlenecek oranda oy alan kişi üye adayı olur. Dikkat ederseniz adayı dedim. Üye olmak o kadar kolay değil :) Adayın faaliyetleri bir süre gözetimde tutulur. Ve adaylığı kaldırılır. Bu biraz mason yöntemi gibi oldu ama işe yarayacağını düşünüyorum. Süreç bu şekilde devam eder. Bir süre sonra göreceksiniz ki seçkin bir kitlenin oluşturduğu güzel bir sistem var elinizde.
Şimdi gelelim başta belirlediğimiz kitleyi nasıl ikna edeceğimize… Burda yazacaklarım sadece bu yaklaşım çerçevesinde değil açık projelerde veya işe yeni başlayan sitelerde de (startup) uygulanabilir.
1. Sağlam iş yapın. Karşınızdaki kitle yüzlerce servis görmüş, senelerdir internetin içinde olan bir kitle. Hataya tahammülü çok az. Tam manasıyla külyutmazlar. En ince detaya kadar tasarımı ve programlamayı düşünün. Eğer elinizdeki ürün sağlamsa kendi kendini pazarlaması kolaylaşacaktır. Ürününün eksikleri varsa siz bunu mecburen pazarlamayla kapatmaya çalışacaksınız. Bu duruma düşmemek için işi baştan sağlam tutun. Anahtar kelime “külyutmaz” :)
2. En profesyonel, en ciddi adamların bile arkadaşları vardır. Kitlenizle yakınlaşın. Kitlenin ilgilendiği kaçırmadığı organizasyonlara ne yapın yapın katılın. Organizasyonlarda mümkün olduğunca fazla kişiyle tanışın. Ciddi olun ama yüzünüz gülsün, olumlu olun ama yalakalık yapmayın. İnsanları dinleyin. İlle projeyi anlatmak zorunda değilsiniz. Sizin ordaki varlığınız zaten projenizi anlatıyor.
3. Organizasyon düzenleyin. Fakat çay kahve paralarını millete ödetmeyin :) Küçük bir kafede insanlara ısmarlayacağınız bir çayın, bir kahvenin ne kadar büyük bir reklam olduğunu hayal bile edemezsiniz.
4. Üyelerinizi kişisel olarak hatırlayın. Sakın ha doğum günlerini es geçmeyin. Küçük hediyelerin büyük etkisini unutmayın. Sitenizin adının yazılı olduğu bir bloknot, bir kalem, bir tişört, bir şapka, bir mouse pad çokta pahalı hediyeler değil. Ama fabrikasyon yapmayın. Bloknot hediye ediyorsanız ilk sayfasına kendi el yazınızla iyi ki doğdun yazıverin.
5. Kurumsal olun. İsterseniz bütün sermayeniz bir dizüstü bilgisayar olsun. Milyon dolarlık fon almış gibi kendinden emin, geleceğe umutlu bakan bir profil oluşturun.
6. Her toplulukta gözde insanlar vardır. Mutlaka bu insanların kalplerini kazanın. Çocukluğunuzu ne çabuk unuttunuz? Bir toplulukta öyle veya böyle popüler olmuş bir kişinin ben oynamıyorum dediği hangi oyunu oynayabildiniz :) Eğer kilit noktadaki bu insanları kazanabilirseniz arkalarındaki kitle otomatik olarak çembere dahil olacaktır. En basitinden bu insanları bir yerde yemeğe davet edebilir veya bir kahvaltı ismarlayabilirsiniz.
7. Biraraya topladığınız insanlara bir hedef vermelisiniz. Yani sitenizin bir misyonu olmalı. Misyon dediysek dünyayı ele geçirmek gibi bir şey değil. Projenizi konumlandırdığınız ana nokta. Çok bariz bir örnek verelim. Microsoft gibi bir dev karşısında Linux nasıl söz sahibi olabiliyor. Çünkü bir hedefi var. Özgür yazılım diyebileceğimiz bir felsefesi var. Bir alternatif oluşturuyor. Aynı alandan örnek verelim. Bir sürü Türkçe Linux dağıtımı var. Neden Pardus popüler? Çünkü Türkçe işletim sistemi, milli işletim sistemi, ulusal dağıtım gibi devamlı vurgu yapılan bir misyonu var.
Örnekteki gibi sosyal imleme sitesi yapıyorsanız kaçırılmaması gereken içeriğin toplandığı bir yeri konumlandırmamız gerekiyor. Spam, değersiz, kalitesiz içeriğin olmadığını ön plana çıkarıyoruz, Türk internetinde bu konuda varolan başarısızlığın üstesinden gelip bir marka oluşturacağınızı ifade ediyorsunuz.
8. Bol bol basın bülteni yazın. Bizde basın bülteni yayınlamak genelde şirketlere özgü bir davranış olarak görüldüğü için kurumsal imajı pekiştirir.
9. Sosyal medyayı kullanın. Temel sosyal platformlarda gruplarınızı kurun. Blog yazarlarına kibar ve nazik dille projenizi anlatın. Bir lansman partisi düzenleyip sosyal medya ile ilgili kişileri davet edebilirsiniz.
10. Kitlenin elit olduğunu kitleye hissettirin. Bu toplulukta bulunmanın bir ayrıcalık olduğunu bilsinler. Bunu sağlayabilirseniz zaten doğal bir sahip çıkma refleksi uyanacaktır.
Sanırım bu kadar yeter. Bu yazıda internet projelerinde tercih edilebilecek bir yaklaşımı anlatmaya çalıştım. Biliyorum ki web 2.0 geleneğindeki “user generated content” ilkesi aslında bir demokrasi havası oluşturuyor. Akıllara biraz daha eşitlikçi bir yapı geliyor. Fakat bizim gibi suistimalin alıp başını gittiği, internet kültürünün tam olarak yerleşmediği topluluklarda seçkinci yaklaşımın bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
Hocam Selamlar:
Herşeyden önce bahsettiğiniz olaya sonuna kadar katılıyorum. Gün geçmesin ki yeni açılan sitelerin taklitleri yapılmasın.
Facebook başta olmak üzere, internette yapılan sitelerin her gecen gün bir taklidine rastlıyoruz.
Dediğiniz doğru, internet kültürünü yaşayarak bugünlere gelen insanların bu tür projeleri kurması ve yönetmesi gayet iyi olur. Bir çok kez bunları görüyoruzda fakat içinde bulunduğumuz durum öyle bir hale geldi ki, kendimizi tamamen tembelliğe vurup, özgünlükten ziyade taklitçi bir yapıya sahip oluyoruz.
13 yıldır internet kullanıcısı olarak nelerle karşılaşmadım; Asp’nin PHP’nin olmadığı zamanlarda insanların birebir içerikleri kopyalayıp yapıştırdığı ortamları hatırlamıyormuyuz?
Herşeyin güzel olacagına inanan birisi olarak; benim tavsiyem şudur. Her ne olursa olsun resmi yollar ile kendilerini garantiye almak.
Yazıları, fotoğrafları, içeriği hatta ve hatta fikirleri mi çalındı? Başvuracak mahkemeye ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa muhalefetten cezai işleminin peşine düşecek.
Konuyla alakası olmadığını düşünebilirsiniz ama hayata geçirilen veya geçirilmesi planlanan projelerin herşeyden önce kendi emeği olması gerektiği kanaatindeyim.
Sosyal imleme sitelerinin son zamanlardaki haline bakacak olursak işin suyunu çıkardılarını peşinen söyleyebiliriz. Acı ama gözlemlediğim bir gerçeklik var nereye gidersek gidelim hangi siteye takılırsak takılalım burada işin suyunu çıkarmaya üstümüze yok olduğu kanaatindeyim.
-Hediyelerden bahsetmişsiniz? Hocam hediye olayı gerçekten güzel bir durum. Tabii o anda yetkililerin düşüncesine kalmış; Ama kullanıcıyı artı yönde etkileyecek bir uygulama olacaktır.
-Basın bültenleri konusu uzmanlık alanıma girmektedir:) isteyen arkadaşlara bir gazeteci olarak yardımcı olabilirim.
Not: Benim sizin yazınıza tavsiye olarak ekleyeceğim bazı şeyler var; Bu tür projesi olan arkadaşlar var ise kesinlikle ama kesinlikle ilk baştan reklam koymasınlar sitelerine.. Açıkcası ben bir siteye girdiğimde (sosyal imleme dedikleri) ilk dikkatimi çeken şeyin reklam olduğudur. Bu tür konularda eminimki benim gibi sadelik arayanlarında sayısı bir hayli fazladır. Zati tutan bir projenin geliri kendiliğinden gelir. İlaveten Dil seçeneklerine önem verilmesi ayrı bir konudur. Türkçe’nin yanı sıra ingilizce, Rusça, Almanca gibi dillerle de hizmet edilebilir. Bu yurt dışından gelen ziyaretçiler için artı bir değerdir.
Neyse oo baya bir uzatmışım lafı:)
Selçuk Bey;Güzel yazınız için tekrar teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim. Sitenizin devamlı takipçisiyim. Saygılarımla.
Gazeteci Suat Duman
selçuk hocam,
çok hoş bir yazı olmuş, özellikle 5. maddenize bayıldım :)
şaka bir yana çok güzel tespitleriniz var, bunlar kulağımıza küpe olsun.
Detaylı ve güzel bir yazı olmuş hocam. Teşekkürler.
Üye seçiminde elitist bir yaklaşım, çeşitli durumlarda etkili olabileceği gibi, zararı da olabilir. Bu yaklaşıma sahip siteler, genelde alanında tek olurlar ve elit bir kesim üzerinden gelir elde etmeyi hedeflerler.
Benim kafama daha çok yatan, üyeliği açık bırakıp, siteye üye olan insanların kimlerle hangi bilgilerini paylaşacaklarını belirlemesine izin vermek.
Örneğin, facebook’da sadece arkadaşlarının profilini görmesine izin vermek gibi. Böylece, hem her kesimden kullanıcıya ulaşılacak, hem de her kesimin ihtiyaçları karşılanacaktır.
Son yazdığınız maddeler, her işletme için geçerlidir. Tabi burada da dikkatli olmak gerekiyor. Gerekli adımları atarken, kendinizi olmadığını biri gibi göstermeniz, ileride başınıza büyük sorunlar açabilir.
Çok güzel bir yazı olmuş.Şimdiye kadar yapılmış uygulamaları da göz önüne aldığımızda yazdıklarınız da haklısınız. En azından konseptin ne olduğunun anlaşılabildiği zamana kadar bunu uygulamak gerekiyor galiba. Yoksa 100 tane daha imleme sitesi de açılsa sonuç hüsran olacak gibi. (twitter klonlarını da unutmamak lazım tabi)
Hocam harika bir yazı olmuş…ellerine sağlık.
Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Seçkinci yaklaşım ya da elitist yaklaşım uzun süredir üstüne düşündüğüm ve dinamiklerini algılamaya çalıştığım bir sistem. Ekşi Sözlük harika bir örnek. Fakat ben ilk dönemlerinden beri takip eden biri olarak sözlüğün bunu bilerek yapmadığını düşünüyorum. Yükü kaldıramayan servera çare olarak kapatılan üyelik nesil kavramını oluşturmuş, nesil ise üyeler arasında statü göstergesi gibi bir neticeye sebep olmuş. Bunu farkedecek zekayı gösterebilmiş tabi eksi sozluk yonetimi ve ondan sonrası zaten bildiğimiz üzere, bilinçli bir şekilde bu statünün ön plana çıkarıldığı, üyeliğin sınırlandırıldığı bugün ki hal. Tüm gelirini kullanıcı üzerinden yaratıp ta bunu kullanıcı ile paylaşmayan ve hatta bu konudaki eleştirileri de kara mizah misali eleştiren garip bir yer ekşi sözlük. Aykırı duran bir kitle, o ayrık durduğu görüşün reklamları siteye komple giydirildiğinde bile sus pus olacak kadar değer veriyor bu sanal rütbesine ve daha başında kendisiyle ters düşüyor. (ibrahim tatlıses reklamının yayınlanması gibi) Bu durum psikolojide “Adanmışlık ve Tutarlılık” ilkesi ile açıklanabilir sanırım.
Bir benzer örnek te yonja.com’da vardı sanırım. Başta ingilizce başlamaları satın aldıkları scriptten kaynaklı biliyorum fakat bu durum belirli bir kitlenin kendisini her zaman ki gibi ingilizce biliyor olmakla diğerlerinden ayrık tutacak yer olarak yonjayı seçmesine sebep olmuş. (twitterda %90 türklerden oluşan listesine ingilizce yazmanın da altında aynı “üstünüm” mesajı var bence)
Benzer mantıkta olan ve herkesin üye olabildiği bir sosyomatın asla eksi sözlük noktasına gelemeyeceğini görüyoruz çünkü sizin de bahsettiğiniz bu elitist yaklaşıma sahip değiller.
Sosyal imleme üzerinden yaptığınız örnekleme kesinlikle dikkate değer. Birilerinin bu boşluğu göreceğini umalım hep birlikte…
Kalemine sağlık güzel bir yazı olmuş Selçuk hocam. Basın bülteni yazmaktan neyi kastettiğinizi anlayamadım. Bu arada kopya siteler tahminimden çok tutuluyor ve para ediyor, hatta kopya olmayıp para eden birkaç site söyle desen (blogları saymıyoruz:)
aklıma yemeksepeti, itiraf.com,uzmantv (o da esinlenme) dışında pek fazla site gelmez. Yani aslında başarının çok kesin tarifi ve adaleti yok bence.
Arkdaşlar güzel yorumlarınız ile yazıya değer kattığınız için çok teşekkür ederim. Pek muhterem spam engelleyecim Akismet’in azizliğinden dolayı yorumlar biraz geç yayına girdi. Akismet adına özür diliyorum :)
Yazının taslak olduğunu belirtmişsiniz, tamamlanmış halini de dört gözle bekliyorum. Konuyu sosyal imleme örneği üzerinden genişletebilirseniz çok sevinirim. Sizin sosyal imleme konusuna ayrı bir önem verdiğinizi biliyorum. Daha önceleri bu konu ile ilgili çok güzel yazılarınız (örneğin link avcılığı ile ilgili olanlar) ve incelemeleriniz oldu. Bu konuda epeyce kafa patlatan bir web programcısı olarak, Türkiye’de başarıya ulaşabilecek bir sosyal imleme modelinin nasıl olabileceği ile ilgili görüşlerinizi de çok merak ediyorum (tamamen ayrı bir yazı konusu da olabilir tabi:) Ayrıca bu tarz yazılara yapılan yorumlar da çok yararlı oluyor.
Burada bir ayrıntıya da dikkat çekmek istiyorum. Sosyal imleme konusunda kavramlar biraz karışmış durumda. Kısaca digg ve del.icio.us aynı şey değil (Volkan Özçelik bu durumu çok güzel açıklamış –
bağlantı)
Digg veya del.icio.us modellerini aynen kopyalayıp Türkiye’de uygulamanın sonuç getirmeyeceği ortada. Bu noktada başka yaklaşımları benimseyip yeni bir model oluşturmak başarı şansımızı belki arttırabilir (pligg’ciler için kötü haber:). Sizin önerdiğiniz şekilde elitist bir yaklaşım bu tarz siteler için gerçekten bir çıkış noktası olabilir (en azından daha sonradan eklenmiş gereksiz, ıvır zıvır içeriği temizleme zahmetinden bizi kurtarmış olur). Fakat bütün senaryoyu bunun üzerine kurmak da ne kadar sağlıklı olur bilemiyorum (üye olduğunu varsaydığımız kitleden yeterli ilgi göremediğimizde proje baştan ölü doğmuş olur)
Kısacası bu konuda epey kafa patlatıyorum, epey kafa karışıklığı yaşadığım da oluyor. Bu konu ne kadar çok tartışılırsa o kadar iyi olur diye düşünüyorum.
Hocam öncelikle sosyal imleme sitelerine verdiğiniz destekten dolayı teşekkür etmek istiyorum. Türkiyedeki sosyal imleme sitelerini bir başlık altında topladığınız yazınız bu konudaki desteğinizin en büyük ürünü.
Türkiyede sosyal imleme tam olarak kavranılmamış durumda. Kendi arkadaşlarıma bile bunu anlatmakta zorlanıyorum. Bir kere sosyal imleme deyince isimden herhangi bir şey anlaşılmıyor. İlk duyduğumda bende bu neki dedim kendi kendime. Blog kelimesine türk interneti çok kolay adapte oldu. Ancak iş sosyal imlemeye gelince hüsran. Türkiyenin en büyük sosyal imleme sitelerinde bile ana sayfada yer alan oy sayısı 8-10 u geçmiyor. Hatta 1 oy almış yazı ana sayfaya çıkıyor.
Bence artık bu oy siteminden vazgeçilmeli ve ana sayfada gerçekten haber değeri taşıyan haberler yer almalı. Çünkü insanlar yazıyı okuyor ve gidiyor. Oy kutusu ne işe yarar kullanıcının umurunda değil.
Yapılması gereken şey sosyal imleme nedir öncelikle bunu insanlara en iyi şekilde anlatmak. Yada sosyal imleme değilde başka bir isim bulmak. Ben sitemde Kendi Webini Yarat sloganını kullanıyorum.Daha etkili olduğunu düşünüyorum.
Pligg konusuna gelince. Herkes wordpress kullanıyor. İnternetin kurdu olanlar bile. Ama sosyal imleme siteleri pligg kullanınca nedense yadırganıyor. Bunu anlamak mümkün değil.
Neyse fazla uzatmayım. Türk internet dünyasına başarılar.
@ersin son derece doğru tespitler yapmışsın yorumunda. Şu pligg kullanınca tu kaka olayını çok güzel gözlemlemişsin. Benzer şekilde grafiker, bir web sitesi yaparken bir çok public script kullanır, wordpress kurar, kurulumu 10 saniye süren açık kaynak CMSler entegre eder ve bunu çok doğal karşılar ama bir programcı gidipte template kullandığında “vaaay nasıl template kullanırsın rezaleet” diye ayaklanır. Hemen her alanda bu iki yüzlülük mevcut malesef. Hep söylüyorum hep te söyleyeceğim “kulaklarınızı tıkayın” . Başarı için A,B,C kişilerinin onaylarına ihtiyacınız yok. Sizi başarıya götürecek kitle, inanın bu tip detayların farkında bile olmayan, son derece sıradan bir internet kullanıcısı demografisine sahip. Onlara odaklanın. Bu keskin gözleri, dilleri pas geçin. Her gün bir çok arkadaşım “çok uğraştınız ama olmadı bak” gibi mentallikten uzak cümleler kuruyor bize takasmerkezi.com ile ilgili. Ki bu kişiler siteye üye bile olmamışlar, bir ürün bile eklememişler. Sözde dostlarım…. Ben sadece mevlananın bir sözü ile hareket ediyorum bu durumlar karşısında ” Cahil karşısında kitap kadar sessiz olun”
Çalmadığınız sürece, esinlenmeniz, kollektif bilinçten faydalanmanız kadar doğal birşey olamaz. Bir çok başarılı iş modeli, aslında zaten varolan bir iş modeli üstündeki küçük modifikasyondan ibarettir. Sizden mükemmeli bekleyen, ama kendi vasatlığının farkında olmayan insanlara değil uzaklara odaklayın gözlerinizi. Bırakın konuşsunlar, bırakın zavallı egolarını tatmin etsinler.
Parantez içinde geçen bir ‘pligg’ kelimesinden sonra bu kadar iştahla savunmaya geçilebileceğini bilseydim o parantezi hiç açmazdım. Arkadaşlar sakinleşin, oturun bi soluklanın. Kimse yadırgamıyor, tu kaka demiyor, rahat olun. İsteyen istediği yazılımı kullanabilir, zaten siz kullanın diye yazılıyorlar. Site açmak isteyen birisi herhangi bir cms kullanabilir, blog açmak isteyen birisi wordpress kullanabilir. Yalnız sapla samanı da birbirine karıştırmamak lazım. Üzerinize alınmayın ama “kurulumu 10 saniye süren açık kaynak CMSler” i kullanıp, vay be Türkiye’nin en baba projesini biz yaptık diye kasım kasım kasılıp “zavallı egolarını tatmin” edenleri ve kendisi dışındakilerin vasat olduğu vehmi ile gezenleri gördükçe açıkçası sinir oluyorum. Her neyse, bence de “kulaklarınızı tıkayın” güzel kardeşim, 1 tane yetmez 100 tane daha “sosyal imleme” sitesi açın, Türkiye’nin böyle projelere ihtiyacı var değil mi?
Bu arada yanlış anlaşılma olmasın. Yurtdışında kullanılmakta olan bir iş modelini alıp uygulayabiliriz, buna karşı değilim. Ama özgün bir fikir olmasa bile iddialı bir proje geliştirecekseniz bari kodunuz size ait olsun be kardeşim. Gittigidiyor, yemeksepeti vs. var olan iş modellerini kullanıp başarıya ulaştılar ama 10 saniyede kurdukları açık kaynak scriptle değil herhalde.
Tespitleriniz çok güzel,bende yeni yeni bazı projelere imza atıyorum.Ama birde projenin tutması için ‘sektörde bir farklılık yaratmak’ maddesini de sizin adınıza ekliyorum.Teşekkürler.