Oldum olası suikast filmlerine hastayımdır. Suikast filmlerinde beni cezbeden şey bir kişinin öldürülmesi değil. Suikastı yapan kişinin, suikast öncesi bütün detayları hesaplayarak işini mükemmel şekilde yapmaya çalışmasını izlemek oldukça zevkli. Hani futbolda akıl dolu bir vuruş tabiri vardır ya işte suikast filmleri akıl ve detay dolu filmler oluyor. Normalde bir kere seyrettiğim filmi bir daha seyretmek istemem. Fakat Çakal Carlos‘un hem yeni versiyonunu hem de eski versiyonunu bir kaç defa seyrettim.
Genel sinema izleyicisi de detayların hâkim olduğu filmleri seviyor. İMDB’nin en iyi 250 film listesinde en tepede yer alan The Shawshank Redemption‘da (Esaretin Bedeli) bu tezi kanıtlıyor. The Shawshank Redemption’da baş döndürücü detaylarla dolu helal olsun dedirten bir hapishaneden kaçış filmi. Konu akıllı detaylar olunca son günlerin popüler dizisi Prison Break‘i de anmadan geçmemek lazım.
Yukarıdaki gibi bir film tarzı olan birisinin geçtiğimiz hafta vizyona giren Vantage Point (Bakış Açısı) filmini kaçırması tabi ki düşünülemezdi. Bu yazıda Bakış Açısını masaya yatıracağız.
Yazının bundan sonraki kısmı film ile ilgili detaylar içermektedir. İsterseniz buraya tıklayarak doğrudan ayrıntı içermeyen film değerlendirmesine geçebilirsiniz.
Önce kısaca konuyu verelim. Amerika Başkanı İspanya’da küresel terörle ilgili katıldığı bir törende vurulur. Başkanın vurulma anına binlerce kişi tanık olmuştur. Fakat bu tanıklardan bazıları diğerlerine göre biraz farklıdır. Filmin bundan sonraki kısmı Run Lola Run filminden de hatırlayacağımız tekrarlı çember örgü şeklinde ilerler. Olay ayrı bakış açılarıyla tekrar tekrar izlenir. Şaşırtıcı gerçekler, ilginç detaylar ve çılgın bir kovalamaca ile parçalar yerine oturur, bulmaca çözülür ve mutlu sona ulaşılır.
Filmin en büyük marifeti filmin adına da ilham kaynağı olan olayın farklı açılardan seyirciye seyrettirilmesi. Suikast olayını ilk olarak GNN haber merkezinin ve muhabir Angie Jones’un, (Zoe Saldana) bakış açısıyla izliyoruz. Olayın ilk olarak haber merkezi gözünden verilmesi oldukça isabetli olmuş. Çünkü haber merkezinin hareketli dakikaları ile film başlar başlamaz bir harekete kavuşuyor. Bu bakış açısında olayın aslıyla ilgili ilk ipuçlarını da ediniyoruz. Ayrıca filmin kahramanı Başkan’ın koruması Thomas Barnes’i (Dennis Quaid) ve mazisindeki ilginç detayı keşfediyoruz. Önemli bir canlı yayında bir haber merkezinde neler yaşandığını gözlemlemek ilginç bir deneyim. Ayrıca “Köpek insanı ısırsa haber olmaz” diye başlayan meşhur gazetecilik ilkesine de ince göndermeler mevcut. Bu ilk bakış açısı suikast ve bomba patlaması ile sona eriyor. İlk bakış açısında yönetmenin suikastın ve bombanın şokunu çok iyi verdiğini itiraf etmem gerek. Fakat haber merkezinin hıza dayanan atmosferi daha keskin kamera dönüşleri ile daha iyi verilebilirdi diye düşünüyorum. Bu bakış açısı diğerlerinde olduğu gibi beyaz dumanın ekrana yayılması ve olayın geri sarılmasıyla son buluyor.
İkinci bakış açısı filmin başrolüne ait . Tedirgin başkan koruması Ajan Thomas Barnes’ın geçmişte yaşadığı olay ile ilgili ayrıntıları, diğer bakış açılarının kahramanlarından bazılarını bu bölümde öğreniyoruz. Thomas Barnes’i canlandıran Dennis Quaid’in tedirgin ajan ifadesini unutmak mümkün değil. Suikast filmlerinde klişe hale gelmiş bir sahne var. Başkan konuşma yapmaktadır veya halkı selamlamaktadır. Aynı anda platformun karşısındaki binaların birinde hareketlilik oluşur. Bu filmde de bu klişenin yerini bulduğunu görüyoruz. Fakat bu sefer yönetmen hem ajan Barnes’in hem de seyircinin refleksini yoklayıp hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı mesajını veriyor. Bölüm Ajan Barnes’in katilin izini bulmak haber merkezi stüdyosuna girmesi ile son buluyor. Bölümün son sahnelerinde Ajan Barnes’in haber merkezi stüdyosunda kendisine ait gizli görüntülere şahit olması, medyanın siyasal ve kriminal olaylarla ilgili rolüne dair önemli ipuçları veriyor. Anlıyoruz ki medya elinde bulundurduğu istihbarata yönelik kayıtlarla en az bir gizli servis kadar önemli bir odak haline geliyor.
Üçüncü bakış açısında kardeşi teröristler tarafından esir alınarak eylem yapmaya zorlanan sahte polis Enrique Contreras’ı (Eduardo Noriega) izliyoruz. Bu bakış açısıyla birlikte sırasıyla kötü adamları tanımaya başlıyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Enrique kötü adam değil fakat mecburen bu işler içinde olan birisi. Zaten yaptıklarıyla gel gitler içinde bulunduğunu filmin en tedirgin adamı olduğunu rahatça anlıyoruz.
Dördüncü bakış açısında masum zenci turist Howard Lewis rolünde Forest Whitaker‘ı izliyoruz. İzleyiciler Forest Whitaker’ı Panic Room, Phone Booth ve The Last King of Scotland filmlerindeki rolüyle hatırlayacaklardır. Zaten fragmanda elindeki kamera ve şaşkın bakışlarıyla oldukça dikkat çekiyor. Howard Lewis ve kamerası filmin en önemli unsurlarından. Zira bir çok parçayı onun sayesinde yerine oturtup bulmacayı çözmek mümkün oluyor. Filmde kalabalıkta annesini kaybeden kızla oynadıkları sahneler hakikaten takdire şayan.
Ajanlar, kötü adamlar, tanıklar derken sıra suikastın kurbanı konumunda olan Başkan Ashton’a (William Hurt) geliyor. Beşinci olarak olaylar başkan’ın gözünden veriliyor. Mevzu başkan olunca tabii siyasi olaylarda işin içine giriyor. Suikastın asıl sebebinin hemen hemen her taşın altından çıkan (!) doğulu teröristler olduğunu fark ediyoruz. Zira bir Amerikan filminde terörist varsa %90 doğu kökenli ve müslümandır :) Başkanın bölümünde dikkat çeken siyasi mesajlar da var. CIA görevlileri suikasta karşı hedef ülkeyi bombalamayı önerdiğinde barışsever Amerika başkanı (!) bunu reddediyor. Filmi ilginç kılan olay dizisi ise bundan sonra başlıyor. Dünyanın en iyi korunan adamının odasına bir terörist giriyor. Bütün CIA ajanlarını teker teker öbür tarafa yollayıp başkanı esir alıyor. Bazı filmlerde kötü adamların kazanmasına sevindiğiniz muhakkak olmuştur. Filmin bu dakikaları şahsen ben kötü adamların aklını kullanarak kazanmasına sevindiğim dakikalar oldu.
Altıncı bakış açısıyla tekrar kötü adamlara dönüyoruz. Bu bakış açısının kahramanı terörist grubun başı olan Squarez (Saïd Taghmaoui). Bu bölüm daha çok suikastın arka planında nelerin olduğunu görmemizi sağlıyor. Adamlar neleri düşünmüş demekten kendimizi alamıyoruz. Aynı zamanda teknolojik bir şov sergileniyor.
Bu bölümle birlikte filmde geri dönüşler sona eriyor normal düzene geçiliyor. Bu zamana kadar filmde süren dengeli hareket kovalamaca sahneleri ile yerini heyecanlı dakikalara bırakıyor. Bölümde Lost dizisinde iyi kalpli Doktor Jack’i canlandıran Matthew Fox‘un aslında bir terörist işbirlikçisi olduğunu ajan Barnes’in gözünden öğreniyoruz. Daha sonraki kısımlarda yönetmen filmin içinde attığı bütün düğümleri yavaş yavaş çözüyor. Filmin son sahnelerine kadar Başkan’ın akıbetini öğrenemiyoruz.
Başkan, filmin sonunda hikâyeleriyle birbirinden ayrı duran bütün karakterlerin yolların kesiştiği bir tesadüfle kurtuluyor. Teröristler bir son dakika golü yiyerek her zamanki gibi sahadan yenik ayrılıyorlar.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse Vantage Point / Bakış Açısı heyecanın filmin başından sonuna dek sürdürülmeye çalışıldığı bir macera filmi. Film suikast filmi klişelerini iyi kullanması ile ön plana çıkıyor. Fakat detay üzerindeki kurguların daha iyi işlenmesi gerektiği de muhakkak. Bundan dolayı film belki kültler arasına giremiyor ama izlenmeyi de hak ediyor. Oyuncu performanslarında göze çarpan abukluklar yok. Özellikle Ajan Barnes rolündeki Dennis Quaid’ın performansı izlenmeye değer. İyi ki şu aralar artan popüleritesinden dolayı Matthew Fox başrol olarak oynatılmamış.
Filme 10 üzerinden 6,5′tan 7 veriyorum :) Bu not şu anlama geliyor. Bu film hafta sonu evin rahatlığını bırakıp sinemaya gitmek için iyi bir neden olabilir. Film linkleri ile yazıya son veriyorum.
Vantage Point / Bakış Açısı
Resmi Site: http://www.vantagepoint-movie.com
Yönetmen: Pete Travis
Sinema Sitelerinde Film ve Notu: İMDB (6.7) - Sinemalar.com (6.4) - Sinema.com (8.0) - Beyazperde (8.3) ORT: 7.3
Komünitelerde Film: Ekşi Sözlük - Facebook
Videolar: Fragman - Kamera Arkası
Vantage Point Araması: Google - Yahoo - Technorati
Bilet: Biletix - Mybilet












karikatür # Nis 13, 2008 | Yanıtla
güzel değerlendirme. En kısa zamanda izleyeceğim :)
hakan yamanoglu # Nis 15, 2008 | Yanıtla
Ben de cumartesi akşamı izledim Vantage Point’i. Klasik bir Amerikan suikast filmi olmasına karşın gerçekten sürükleyici bir senaryosu var. Verdiğiniz paraya değecek bir film. Kesinlikle kaçırmayın.
Sinan Taga # May 5, 2008 | Yanıtla
Bende kendi blogumda bu film ile ilgili bir yazmıştım.
Aslında film iyi de başlıyor, fena da gitmiyor. Ama sonu yok mu sonu? Şu ana kadar bir filmde seyrettiğim en saçma sapan en kötü son.
Osman # May 13, 2008 | Yanıtla
Bu filmi geçenlerde edindim ve izleyecek zaman arıyorum. Tarz olarak Kısık Ateşte 15 Dakika’ya benziyormuş. Hatta bu filmin, K.A.15DK’dan baya bir ilham aldığı söyleniyor. İçerik olarak değil, sekiz ayrı kişinin bakış açısı noktasında.