Universiade Yazıları : Organizasyon
Önceki yazımda belirttiğim gibi Universiade dizi yazılarını yayınlamaya başlıyorum. Yazıya geçmeden önce şunu da belirtmek isterim ki burada yazdıklarım tamamen benim görüşlerimdir. Bu görüşlerin bir kısmı da bazı duyumlara dayanmaktadır. Dolayısıyla yazılar tamamen subjektif değerlendirmeleri içerir. İlk yazım organizasyonun yapısı ve karşılaşılan sorunlar, yaşadığımız güzellikler hakkında olacak.
Universiade yaklaşık beş yıllık bir sürecin ürünü. Bu süre içerisinde Ahmet Piriştina’yla başlayan yönetim süreci siyasal anlamda yelpazenin farklı bir kısmında duran Taha Aksoy’la son buldu. Bu değişim sadece tepe yöneticiler için değil bütün kademedeki çalışanlar için geçerli oldu.
Bir şekilde bu organizasyon içinde bulunmuş hemen hemen herkesin birleştiği bir konu birimler arası koordinasyonun oldukça zayıf olduğudur. Bu organizasyonun içinde oldukça önemli sorunlara yol açtı. Aslında bu sorunun temel kaynağı herkesin işini aynı ciddiyetle yapmamasıydı. Maalesef çoğu zaman “takım ruhu”nu yakalamak mümkün olmadı. Bunun bir diğer sebebi de görevlerin liyakat çerçevesinde verilmemiş olmasıydı. İlk başlarda bu dağınıklık fazla hissedilmedi ama oyunlara yaklaştıkça bazı şeylerin yetiştirilemediği ve yetiştirilemeyeceği anlaşılınca ortak bir stres oluştu.
Özellikle son hafta yaşanan akreditasyon kartı krizi önemli sorunlara yol açtı. Merkez ofisin bulunduğu atlas pavyonda akreditasyon kartı sorunu yüzünden çıkan tartışmalarda insanların kriz geçirip hastanelik olduğu dahi görüldü. Tabii bu sorunun kaynağı sadece akreditasyon merkezi değil. Sürekli ertelenen ve zamanında yapılmayan işler çığ gibi büyüyüp üstesinden gelinemeyen bir krizle sonuçlandı. Ve şunu da gördük ki normal zamanda bazı işleri görebilmek ile stres altında aynı işleri yapmak çok ayrı şeyler ve bunu başarabilmek herkesin harcı değil.
Akreditasyondan sonra en büyük problemlerden biri de kıyafet dağıtımı konusunda yaşandı. Gerek kıyafetleri sağlayan firmanın (Adidas) ürünleri geç teslim etmesi, gerek ise dağıtımda yaşanan büyük plansızlıktan dolayı üç dört günde bitmesi gereken dağıtım yaklaşık on gün sürdü. Çok küçük akıl yürütmelerle çözülebilecek problem, burada da tecrübesizlikten ve yetki karmaşasından dolayı büyüdü. İnsanlara hiç giyemeyeceği büyüklükte veya küçüklükte kıyafet verileceği yerde en azından basit bir numune göstererek veya kıyafet denenebilmesi için bir çözüm getirerek daha iyi bir iş çıkarılabilirdi. Keşke buraya gelen konukların memnuniyetine önem verildiği kadar sayıları 15.000′i bulan gönüllülerin / görevlilerin memnuniyetine, oyunlardan iyi anılarla ayrılmasına da biraz önem verilseydi… Peki verilen kıyafetler çekilen sıkıntıya değdi mi ? Maalesef hayır. Çünkü Adidas markasına güvenerek giydiğimiz kıyafetler bizi yarı yolda bıraktı. Bazı arkadaşların giydiği pantolonlar güneş etkisiyle öyle bir soldu ki adeta boyanmış gibi renk değiştirdi. Adidas belki ikinci kalite malları dağıtmasıyla ilk etapta iyi bir kar marjı sağlamış oldu ama % 95′i potansiyel müşterisi olan büyük bir kitlede marka imajına dair birinci elden çok kötü bir deneyim sağlamış oldu.
Adidas’ın yaptığı hataya hazır yemek firması Bilintur‘da düştü. Sanırım artık hiç bir gönüllü Bilintur’un ismini duymak istemiyor. Hangi insan 22 gün, günde iki kez soğuk sandviç yedikten sonra sizi hayırla yadedebilir ki ?… İçerisinde soğuk sandviç, şeftali, şeftali suyu, iki parça tatlıdan oluşan bu menüye 9 dolar gibi fahiş bir fiyatın verildiğini duymak da insanda tarifi mümkün olmayan kötü hisler uyandırıyor. Bunların üstüne bir de insanı bunaltan İzmir sıcağında sıcak Turkuaz Su içmek bu işin ancak gönüllü yapılabileceğini gösteriyor herhalde…
Bu yazdıklarımdan başka, başta oyunlar köyünde yaşanan -bence anılmaması gereken- bazı çirkin olayların olduğu bir çok olumsuzluk yaşandı. Burada onları tekrar yazmayacağım ama bize gelecekte gerçekleşecek uluslararası bir organizasyon adına önemli dersler verdiği muhakkak.
Olayların en sevindirici yanı ise bütün bu yaşananların yabancı konuklarımıza büyük ölçüde yansımaması olmuştur. Yani kol kırılıp yen içinde kalmıştır. Biraz da zevahiri kurtarmak millet olarak üstün bir özelliğimiz olduğundan konuklarımız çeşitli vesilelerle ifade ettikleri üzere İzmir’den ve ülkemizden son derece memnun ayrılmışlardır.




Bedava - Ragueneau | 16 Aralık 2007 @ 23:01 #
[...] Universiade Yazıları : Organizasyon | Selçuk Hoca Adidas belki ikinci kalite malları dağıtmasıyla ilk etapta iyi bir kar marjı sağlamış oldu ama % 95′i potansiyel müşterisi olan büyük bir kitlede marka [...]