Tıraş Sanatı
Bir erkeğin hayatındaki en mühim noktalardan biri tıraştır. Zira tıraş anıları adeta hayat serüvenimizin köşe başlarını işaret eder.
Şahsi tıraş hatıratım daha doğrusu tıraş sanatındaki çıraklığım, birçoğumuzun olduğu gibi babaya tıraş malzemelerini hazırlamak ile başladı. Bu mesele kesinlikle sıradan bir hadise olmayıp kendine mahsus kuralları bulunan bir ritüeldi. Babanın komutu ile harekete geçen bünye hemen zincirleme olarak anneyi uyarır. Anne dünyada babanın tıraş suyunun sıcaklığı tayin edebilecek yegâne merci olduğundan suyu ısıtmak ve dahi kıvamında bırakmak onun görevidir. Bu arada ritüelin malzemeleri evin muhtelif yerlerinden tedarik edilmeye başlanır. Önce bu iş için özel olarak tahsis edilmiş sandalye alınır. Üzerine gazete kâğıdı serilir. Lakin bunun bile bir tertibi vardır. Her gazete olmayacağı gibi gazetenin her sayfası da olmaz. Mesela bulmaca sayfası veyahut bulmaca eki tıraş sırasında kullanılması zinhar yasak olan gazete sayfalarındandır. Gazete tedarikinin ardından yıllara meydan okuyan yapısıyla adeta müzelik bir malzeme olan hamam tası bulunur. Bu öyle bir malzemedir ki “bu tas babanın çeyizinden kalma” geyiğinin yüzlerce kez tekrarlanmasına, kültürel bir kod olarak beyne kazınmasına sebep olmuştur. Tastan sonra tıraşın diğer bir unsuru olan ayna bulunduğu yerden alınıp eğer üzeri biraz kirlenmiş ise ağız o harfinin çıkacağı biçime getirilip “ho ho” nidaları eşliğinde buğulanır gömleğin kol nahiyesi kullanılarak bir güzel cilalanır ve hamam tası ile sandalyenin arkalığının arasındaki yerini alır. Sıra tıraş alet edevatının hazırlanmasına gelir. Tabii o dönemlerde şimdiki gibi teknoloji harikası tıraş bıçakları olmadığı için tıraş makinesinin içerisindeki tıraş jileti yenilenir. Kılları birbirinden ayrılmasın, kondisyonu düşmesin diye tercihan sobanın altına zula edilmiş olan kıl fırça alınır. Yemek masası düzenin hatırlatan bir biçimde ortaya tas, sağ yana tıraş bıçağı, sol yana tıraş fırçası arka kısma ise tıraş sabunu yerleştirilir. Ve annenin tıraş suyunu getirip tasa dökmesi beklenir. Anne tıraş suyunu getirip tasa döktüğünde ritüelin başlama düdüğü çalmış demektir. Baba yerini aldığında sahaya çıkan hakemin çimleri, ağları kontrol etmesi gibi suyun sıcaklığını, sakalın uzunluğunu kontrol eder. Daha sonra babayı dedeye dönüştürecek köpük faslına geçilir. Köpükten sonra ise olayın en zevkli kısmı olan izleme kısmına geçilir. Baba kalp ameliyatı yapan doktor titizliğinde tıraş olurken çocukta sanki ilk defa tıraş olan bir insan görüyormuşçasına dikkatle izlemeye koyulur. Tıraş sonrası ise hayatın en saf mutluluklarından bir olan tıraş olmuş babayı öpme seansı başlar. Babanın limon kolonyası ile harman edilmiş kokusu dünyada güvenin sembolü olan ender anlardan birini insana yaşatır.
Tıraşın çıraklığı babayı seyretmekse herhalde tıraşın kalfalığı da ilk tıraş ile başlar. Hani derler ya sünnet olmadan erkek olunmaz diye. Alakası yok! Erkeklik tıraş olmakla başlar. Erkeğin ilk tıraşı basit bir tıraş olmanın ötesinde ergenliğin getirmiş olduğu duygularla yaşanan tam bir psikolojik vakadır. Her şey arkadaşların teker teker tıraş olmasıyla başlar. Benim ne zaman sakalım çıkacak düşüncesi içten içe beyni kemiren bir kurt gibidir. Zira tıraş olmaya başlamış arkadaşlar adeta elit bir kulübün üyesi olmuşlar fakat sen hala kulübün kapısının önünde turlamaktasındır. Sanki bir gecede bütün yüz sakalla kaplanacakmış gibi her sabah kalkar kalmaz aynaya koşulur tüy istatistiği çıkarılır. Birçok gün ayna karşısından omuzlar düşük olarak ayrılınsa da bazı günler “sanki çenenin sağ kısmının dudağa iki parmak uzunluğundaki bölgede bir kıl çıkmış galiba” deyilip moral depolanır. İlk tüyler yavaş yavaş kıl kıvamına geldiğinde gergin bekleyiş başlamıştır. Hemen bir hedef belirlenir. 9 kıl kuralı gerçekleştiğinin ertesi günü operasyon başlayacaktır. Bu arada yavaştan kamuoyu araştırmaları başlar. Önce “artık tıraş olmaya başlasam mı” deyip anneye gidilir. Zira anne bir şevkat sembolü olduğu için alınacak cevaplar genellikle olumludur. Bu esnada en riskli hareket havalı abiye müracaat etmektir. Çünkü abinin “hadi len ordan” deyip hain bir Erol Taş kahkahası atması işten bile değildir. Size kalan ancak Küçük Emrah boynu büküklüğü olur.
Ama zaman ilerlemektedir. Kutlu zaman dilimi yaklaşmaktadır. Baskılar son haddine geldiğinde karar verilir. Bu akşam mutlaka tıraş olunacaktır. Yine olası hain esprilerden korkulduğundan dolayı operasyon gizli bir ajan faaliyetine dönüşür. Evde kimsenin olmadığı bir zaman dilimi kollanır. O an gelir gelmez babanın tıraş malzemeleri toparlanır. Ve operasyon başlar. Çıraklıkta babayı yüzlerce seyretmiş olmanın verdiği güvenle ilk tıraş başlar. Eğer heyecandan titreyen eller yeterince kontrol altına alınabilirse kazasız belasız ilk tıraş nihayete erer. Tıraş sonrası muhakkak aynaya dünya kupasını kazanmış takımın teknik direktörü bakışı atılır. Bu bakış insan hayatında özgüvenin en yüksek mertebeye çıktığının ilanı olan bir bakıştır.
İlk tıraşa gelene kadar olan stresli süreç hemen bitmez. Daha ilk tıraşın promosyonu vardır. İlk hedef kitle ev ahalisidir. Aslında kendini ispat kaygısıyla ilk ulaşılması istenen kişi babadır. Ama utanma, sıkılma, risk faktörleri göz önüne alındığından dolayı babaya ulaşmak için anneyi kullanmak daha mantıklıdır. O akşam annenin ilk tıraşı fark etmesi için türlü cambazlıklar yapılır. Anneye mutfakta yardım etme bu cambazlıkların başıdır. Tabii ki işten kaçmayı felsefe haline getirmiş bir ergenin mutfakta yardım etme çabaları annenin gözünden kaçmaz. Acaba ne derdi var bu çocuğun diye düşünüp durur kadıncağız. Doğal olanı annenin fark etmesidir ama anne bir türlü fark etmiyor veya işi bilerek hınzırca saflığa vuruyorsa “anne ben tıraş oldum” deyip işin içinden çıkmak kaçınılmaz olur. O anda anne kafasını çevirip bakar ve turunu tamamlamış bir boğanın matadora baktığı anda nasıl bir sessizlik oluşuyorsa öyle bir sessizlik oluşur. Bu sessizlik “Ah benim kuzum büyümüş de tıraş olmuş” sevimliliğini ortaya çıkardığında dünyalar sizin olur. Hele bu sözün ardından annenin yanağınıza kondurduğu bir öpücük vardır ki anlatmaya kelimeler yetmez. Anne derhal durumu babaya iletir. Baba anne şevkatiyle karışık bir gururla “ooo genç sıhhatler olsun” diyerek başınızı okşar. Artık zaman gururlanma, kendini ispatın keyfini çıkarma, köşeden hain tebessümlerle sizi süzen abiye “yaaa” deme zamanıdır.
Fakat maalesef ilk tıraşın stresi burada da bitmez. Bir de okul arkadaşlarının karşılama merasimi vardır. Sabah kalkıldığında ilk iş şekle şemale bir düzen getirilir, saçlar jölelenir, zaten tıraş olunmuştur. Aynaya bitmiş eserini süzen ressam edasıyle atılan bir bakıştan sonra okul yolu tutulur. Aslında pek bir kısa olan yolu kafada acaba nasıl olacak “Kızlar da fark edecek mi? sorularıyla uzar da uzar. Sınıfa zam istemeye giden işçi tedirginliği ile İstanbul kapısından geçen Fatih kahramanlığı arasında fevkalade karışık bir ruh haliyle girilir. Acaba fırtınası ruhunuzu teslim almıştır. Şansınız varsa kankalardan biri derhal durumu fark edip sınıfa ilan eder. Eğer yoksa iş yine başa düşmektedir. Eller gayri ihtiyari ikide birde çene nahiyesinde kavisler çizmektedir. Bu stres en nihayetinde “Ooo hacı, parlamışsın” haykırışı ile sona erer. Daha sonra tebrikleri kabul etme süreci ile mutlu sona ulaşılır.
Sahne ışıkları tekrar yandığında aradan uzun yıllar geçmiştir. Yüz yeri geldiğinde kesilmeyen sakallarla isyanın, yeri geldiğinde top sakal biçimiyle üniversiteliliğin yeri geldiğinde sinekkaydı ile damatlığın sembolü olur. Tıraşın ustalık dönemi ise iş güç, ev bark, çoluk çocuk sahibi olunan yetişkin yaşlarda başlar. Artık babadan devralınan misyonun çocuğa devredileceği zamanlar gelip çatmıştır.
Devir ustalık devri olduğundan 2 dakikada tıraş olma sanatı, 10 derste bir çizik bile bırakmadan tıraş olma kitapları yazılmaya başlanır. Tıraş olma aynı zamanda derin felsefi düşüncelere dalmanın eski hatıraları yad etmenin de bir adı olur.
Herhalde benimle yaşıt kişiler tıraş olurken mutlaka Cin Ali ile Berber Fil adlı klasik eseri mutlaka hatırlayacaklardır. Bazen uyku mahmurluğu vesilesiyle yüzde tıraş hatırası bıraktığım dönemlerde aklıma bu hikâye gelir. “Arkadaş fil bile tıraş etmeyi biliyor, sen hala beceremiyorsun” diye kendi kendime kızarım. Bunun ardından bir şükretme seansı da gelir. En azından Neşeli Günler’deki “Bütün meşhurlar bununla tıraş oluyor, rahmetli başkan Kennedy, Taçsız Kral Pele şöhretlerini buna borçlu” diye vatandaşın suratını patates tarlasına çeviren Ziya kadar beceriksiz olmadığıma şükrederim. Bu anlarda eşim niye berberde tıraş olmuyorsun diye sorar. Fakat kellesini berbere emanet etme konusunda epey sıkıntıları olan biri olarak benim berberle aram pekiyi değildir. Aslında bir döneme kadar iyiydi. Fakat son gittiğim tıraşların birinde yıllanmış berberimin beni tıraş ederken yan komşusu Çorapçı Cemil’İn “Abe berber ne iş yaparsın” sorusuna “Nolsun be olum, kazı kazan oynuyoruz” diye cevap vermesi ve akabinde Çorapçı Cemil ile senkronize kahkaha krizine girmeleri beni iyice berberlik müessesinden ve tekmil berber esnafından soğuttu.
Evet, işte sevgili okuyucu tıraşı kes, fazla tıraş yapma diye küçümsediğiniz hadise bir erkeğin hayatında bu derece önemlidir. Tıraş önemli olduğu kadar tıraş sanatını neyle icra ettiğiniz daha da önemlidir.





Şimdi üniversite öğrencisiyim iyi güzel, belki üşengeçlikten belki yeni yeni traş olmaya başladığım için belkide çevremdeki arkadaşlarımda bu şekilde olduğu için traş olmayı pek istemiyorum gören herkezde diyor ki ; Duanı ne zaman yapacağız, ne zaman lokum yiyeceğiz, Hacıya gideceksin gibi sohbetler geçiyor. Hele ki Aile büyükleri benim bu şekilde olmama kızıyorlar. Şimdi düşünüyorum’da benim sakal bırakmam bu yaşımda abest kaçıyorda siz 60-70′ e girdiğiniz zaman neden sakalınızı kesmiyorsunuz, o vakitlerde de kendinize özen göstersenize, kaşındıran sakallarınızdan yüzünüzü öpemiyoruz.
keyiflisiniz vesselam…
Traş deyince askerlik geliyor aklıma çok fena :)
Ahmet Turan Alkan gibi anlatmışsınız, hocam :) keyifli bir yazı olmuş. Teşekkürler
@Yasin Ahmet Turan Alkan üstadımızdır etkilenmedik desek yalan olur :)
[...] Fenomen Paylaşımı Kağan KALYONCU –> Fenomen Paylaşımı Selçuk KOYUNCU –> Fenomen Paylaşımı Serkan URHAN –> Fenomen Paylaşımı Tuncay TUNCER –> Fenomen Paylaşımı Ufuk [...]
[...] –> Fenomen Paylaşımı Kağan KALYONCU –> Fenomen Paylaşımı Selçuk KOYUNCU –> Fenomen Paylaşımı Serkan URHAN –> Fenomen Paylaşımı Tuncay TUNCER –> Fenomen Paylaşımı Ufuk KILIÇ [...]
Hocam size böyle hitap etmek istedim sadece sitenin ismindeki uzantıdan dolayı değil. Bu uzantı olmasaydı da kelimeleri böyle kullanmayı bilen ve beni bundan tam 25 sene öncesine, rahmetli Büyük Dayımın Samsun’daki iki katlı ahşap evinin ikinci katında yukarı doğru kaldırılan kanatları olan camın önünde traş oluş anına götüren birine başka türlü hitap edemezdim. Sobanın üstünde suyun ısıtılışından tut da dayımın dede şekline bürünmesine, sonra dudaklarının palyaço gibi o beyaz bulutlardan komik şekilde ortaya çıkmasına, yüzünün çeşitli absürd şekiller alarak şimdiki gibi kıvrım kıvrım kıvrılmayan traş bıçağı ile her noktasındaki sakallara erişmesine kadar herşey gözümün önünde canlandı. Vefatına kadar her traştan sonra tamamen yazılışı ile telaffuz ettiği ve her daim buzdolabında tuttuğu “Cire Aseptine” kremi sürülmüş yanakları bembeyaz saçlarına eşlik edercesine pamuk gibi olurdu.
Tahmin edebileceğiniz gibi Büyük Dayı (annemin dayısı) artık hayatta değil. Samsun’daki iki katlı ahşap ev de öyle. Yerine dikilen apartmandaki bir dairenin verdiği yalnızlık duygusuna dayanamadı Dayım, hastalandı ve öldü.
Size teşekkürler beni ta o eve kadar götürüp bıraktığınız için. Şimdi müsaadenizle çocukken düşeceğim korkusuyla sürünerek çıktığım merdivenlerde oynamak istiyorum biraz..
[...] sona erdi. Kazananlar açıklandı. Benim favorilerim yaratıcılıkları ile Selçuk Koyuncu ve (hariçten) Süleyman Sönmez [...]
” Evet, işte sevgili okuyucu tıraşı kes, fazla tıraş yapma diye küçümsediğiniz hadise bir erkeğin hayatında bu derece önemlidir. Tıraş önemli olduğu kadar tıraş sanatını neyle icra ettiğiniz daha da önemlidir ”
Burası harika alemsiniz :)