The Taking of Pelham / Metrodan Kaçış Film Eleştirisi

30 Temmuz 2009  |  Kategori: Kişisel

The Taking of Pelham / Metrodan Kaçış

Amerika deyince bizim kuşağın aklına ister istemez bir “Macera Dolu Amerika” nakaratı geliyor. Bu, bir pop şarkısının nakaratı olmanın ötesinde Hollywood sineması sayesinde beynimize hatta alt benliğimize kazınmış bir gerçek. Söz konusu Amerika ise her an bir çatışmanın ortasında kalabilirsiniz. Veya hiç alakanız olmamasına rağmen FBI ile yerel polisin “Hey dostum bu bizim işimiz” klişesi ile başlayan ve bitmek bilmeyen çekişmesinin içerisinde kendinizi bulmanız işten bile değildir.

Bu satırları bana yazdıran geçtiğimiz akşam ön gösterimine katıldığımız Metrodan Kaçış filmi oldu. Bir yeniden çevrim olan film “sade vatandaşın başına gelen çetrefilli olaylar zinciri sonunda sabah çoraplarını giyerken kesinlikle hayal etmediği bir gün yaşaması” olarak özetlenebilecek bir konuya sahip. Film, klişeleri barındırması itibariyle pek çekilecek gibi görünmese de Denzel WashingtonJohn Travolta sayesinde yaz günü eğlenceliği bir deneyim yaşatıyor.

Sinema sanatının en büyük marifetlerinden biri de perdede anlatılan öykünün izleyicinin havsalasında benim başıma da gelebilir hissiyatını uyandırabilmesidir. İzleyicinin bu frekansını yakalayabilen filmler seyirciyi ait olduğu gerçeklikten kopararak harikalar diyarına iki saatlik bir yolculuğa çıkarabilirler. Bu başarıyı yakalayabilmenin senaryodan görselliğe kadar birçok etkeni var. Gişede yüz güldüren iyi bir sinema filmi çekmenin senaryo anlamında bazı hilelerin olduğunu da düşünüyorum. Bu hilelerin en başında keskin gerçekliği yakalayabilmek için gündelik hayatın rutinlerini kullanma var. Bundan dolayıdır ki modern şehir hayatının rutinleri birçok film senaryosunun ana eksenini oluşturur.

Metrodan Kaçış’ta bu yolda tipik bir örnek. Zaten bir süre daha metroda geçen felaket filmi izlersem metroya binmede bilinç altı zorluklar yaşayacağım :) Bazen Amerikan sineması ile Amerika’daki suç tiplerinin birbirlerini beslediklerini düşünüyorum. İnsan arada şüpheye düşmüyor da değil. Acaba filmlerde seri katiller Einstein ile aşık atabilecek zeka seviyesinde gösterildikleri için mi Amerika’nın seri katil derdi bitmiyor?

Epeydir klavye başı yapmadığımdan lafı çok uzatmaya başlamışım. 4 paragraf döşeyip filmin konusuna bile girememişim. Efendim filmin kısa konusu şöyle sade vatandaş metro hareket memuru Garber (Denzel Washington) başına geleceklerden habersiz bir şekilde iş başı yapmıştır. Eskinin kurt borsacısı, şimdinin çıkar amaçlı suç örgütü ele başısı Ryder (John Travolta) ve adamlarının New York’ta metro trenini kaçırıp fidye için  bazı yolcuları rehin alması, Garber’a hayatının en büyük sürprizlerinden birini yaşatacaktır. Başta basitçe olaya müdahale eden Garber daha sonra kendisini olayların içinde bulur. Ve olaylar gelişir.

Film senaryosunun macera filmi kategorisinde ele alındığında idare eder konumda olduğunu görüyoruz.   Filmde hareket memuru Garber’ın gidişli gelişli ruh halinin iyi yansıtıldığını düşünüyorum. Gerçi bunda -aynı zamanda filme gitme sebeplerimden birisi olan- rolü Denzel Washington’ın oynamasının da büyük etkisi var. Özellikle olay başlangıcında macerayı kaçırmak  istemeyen sade vatandaşın halet-i ruhiyesi şahsi sinema hatıratımın güzide yerlerinde kendisine yer buldu. Ayrıca bir alkış da kötü adam kariyerinde emin adımlarla yukarılara çıkan John Travolta’ya gelsin. Zaten hem  Washington, hem Travolta tabiri caizse şarap gibiler yaşlandıkça apayrı tat veriyorlar.

Filmin görsel geçişleri ve metro sahneleri hafızalarda iz bırakacak nitelikte değil. Özellikle filmden önce  Knowing‘teki metro sahnelerini seyreden benim gibi bünyeler için filmdeki geçişler bal üstüne içilen çay gibi yavan geliyor. Gerek bu sahnelerin gerekse şehir trafiğinde süzülen motosikletli polis arabasının görsel anlamda daha iyi işlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Velhasılı kelam Metrodan Kaçış yaz sıcağında sinemaya gitmeye değecek, eğlencelik bir film. Fakat bundan ötesini de beklemeyin. Filmi notlandırmak gerekirse 10 üzerinden 6.5′tan 7 alabilir. Yanlış hatırlamıyorsam film +15 ile gösterime girecek. +15′in sebebi filmde bazı şiddet unsurları var. Aslında +15 denecek kadar yok ama yine de dikkatli olmak gerekir.

Resmi Site: http://www.catchthetrain.com
Yönetmen: Tony Scoot

Sinema Sitelerinde Film : İMDB (6.9) – Sinema.com (8.2) – Sinemalar.comBeyazperde

Sosyal Medyada Film: TwitterFriendFeedEkşi Sözlük

Videolar - Film Notları



Bu yazıya yorum yapılmamış.

Yorum yapın

XHTML: Bu kodlar kullanılabilir: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>