Dünden beri haber bültenlerinde malum mitingi bile gölgede bırakan bir trajedi haberi dönüyor. Çoğunluğu çocuk 33 kişinin belki bir ihmal, belki iyi niyetin yol açtığı yanlışlıklar zinciri sonunda yaşamını yitirmesi hepimizi muhakkak etkilemiştir. Olay yapısı itibariyle zaten çok iç acıtıcı fakat televizyonda seyrettiğimiz video kayıtları insanın bu olayı daha fazla acı çekerek yaşamasına sebep oluyor.
Burada medyaya yükleniyor değilim. Sadece yaşananlar karşısında bir adım geri çekilip teknoloji ve getirdikleri üstüne düşünceye dalıyorum. Teknolojinin insanın en gerekli savunma mekanizmalarından birini “unutmayı” yıkması ne kadar acıdır ! Ne kadar büyük bir talihsizliktir!
Düşünsenize fotoğrafın bile olmadığı dönemlerde bir insanın ölümünü veya yokluğunu kabullenmek daha kolay olmaz mıydı? Şimdi birisi gittiğinde ardında bir yığın şey bırakıyor. Belki yüzlerce fotoğrafı, video kayıtları, e-postaları, internette yazdıkları . Unutamıyoruz…
Gidenler yerlerinden memnun mu bilmiyoruz ama (gerçi şair memnun ki yerinden der …) biz kalanlar tarifsiz bir acı içerisindeyiz. Yüreğimiz yırtılıyor. İçimiz kanıyor. Ne yapacağımız bilemiyoruz. Mesela yakınlarınızdan biri vefat ettiğinde bilgisayarınızdaki resimlerine nasıl bakabiliyorsunuz veya MSN listenize bakarken onun adıyla karşılaştığınızda silebiliyor musunuz? Veya gitmesinin üstünden yıllar geçmiş ama listenizden silmediğiniz biri aniden “oturum açsa” neler hissedersiniz? Cevaplayamayacağını bildiğiniz halde mesaj atıyor musunuz, çağrı bırakıyor musunuz?
Evet teknoloji acılarımızı arttırıyor, canımızı acıtıyor. Bizi unutmak nimetinden mahrum bırakıyor…











