Bir kaç zamandır adeta kalemim tutulmuş gibi yazamadım. Yazacak şey mi yoktu? Tabii ki hayır. Eğer hayat yaşanmaya devam ediyorsa muhakkak yazacak bir şeyler vardır. Suskunluğum biraz meşguliyetten biraz da şu hosting meselesi.
Bundan bir kaç hafta önce hostingin yıllık ödemesi gelince beni bir düşünce aldı. Çünkü bir süredir 3 küsur yıldır çalıştığım hosting firmam ile bazı sorunlar yaşıyordum. Hatta bir ara değiştirmeyi de kafama koydum. Çünkü can sıkıcı kesintilerin sayısı artmıştı. Başladım araştırmaya. İşte aldığım notlar. Devamını Oku »
Web 2.0 ile başlayan 2.0 salgını yavaş yavaş pazarlamaya sıçrıyor. Bizde çok fazla gelişmiş olmasa da dışarıda PR 2.0 ile ilgili ilginç gelişmeler yaşanıyor. PR 2.0 öyle bir noktaya geldi ki son ABD seçimlerine bile damgasını vuran bir gelişme oldu. Özellikle Barack Obama’nın seçim kampanyasında Pr 2.0 enstrümanlarından sıklıkla ve başarılı bir şekilde yararlanması bu sürecin önümüzdeki dönemde daha da gelişeceğini gösteriyor.
Şu sıralarda Pr 2.0′a vurgu yapılmasının bir diğer nedeni de global ekonomik kriz ile değişmesi beklenen reklam pazarı. Daha önceki tecrübelerden yola çıkarak kriz dönemlerinde reklam harcamalarının kısıldığını daha doğrusu reklama harcanan para ile reklamın getirisinin daha fazla kafaya takıldığını biliyoruz. Muhtemelen önümüzdeki dönemde de reklam harcamaları kısılacak ve reklam verenler daha az maliyet ile daha fazla getiri oluşturan alternatif reklam çözümlerine yöneleceklerdir. Burada da karşımıza pr 2.0 kavramı çıkıyor. Devamını Oku »

İlk yıllarında kullanıcılara içerik üretme anlamında çok fazla imkân sunmayan internet, daha ziyade elektronik bir ansiklopedi görünümündeydi. Edinmek istediğiniz bilgiyi alıyor ve siteyi kapatıyordunuz. Daha sonraları çeşitli sebeplerle bu tek yönlü bilgi akışı yerini çift yönlü bir bilgi akışına bıraktı. Bu yazıda kullanıcının ürettiği içerik (user generated content) ile ilgili bilgiler verdikten sonra, kullanıcıların niçin içerik ürettiklerini, bu yöndeki motivasyon kaynaklarının neler olabileceğini anlatacağız. En sonunda da kullanıcıları içerik üretme anlamında nasıl daha fazla motive edebileceğimize dair fikirleri paylaşacağız. Bu yazının öğreten bir yazı olmasından ziyade bu konuyu tartışmaya açan bir yazı olmasını arzu ediyorum. Devamını Oku »

Fotoğraf: Devletşah Özcan
Nihayet Google hazretleri de memleketimize teşrif ettiler efendim. Bugün Ritz Carlton Hotel’de tam gün süren bir etkinlik gerçekleşti.
Aslında etkinliğe pek katılmaya niyetim yoktu ama eş dost ikide birde “bak memlekete Google geliyor, şahane etkinlik var sakın kaçırma” deyip programın linkini gönderince “yoğun istek” üzerine katıldım. Şahsen hala bir İstanbul özürlü olduğum için bir gece evvelinden Google Maps’ten Ritz Carlton Hotel‘inin yerini çalıştım. Fakat İstanbul trafiği ergenlik dönemindeki bir gencin ruh hali gibi epey değişken olduğundan dolayı etkinliğe geç kaldım. Ama malum otele 200 metre kala otelin yerini sorduğum başka bir binanın güvenlik görevlisi “Valla bilmiyorum ama bu sabah herkes orayı soruyor” deyince neşem yerine geldi. Demek ki doğru iz üzerindeydim :) Ben de “Peki, İnönü Stadyumu’nu bilir misin” dedim. Kendisi “Bilmem mi, şuradan aşağı yürü dedi.” Böyle bir maceradan sonra nihayet oteli bulabildim. Devamını Oku »

Buradaki yazıda 2009′un blogların yılı olacağına dair bir öngörüde bulunmuştum. Sanırım bu öngörüm tutacak. Zira birbiri ardına bloglar ve blog yazarları hakkında güzel haberler alıyoruz.
Çin Günlüğü TV
Çin ve blog kelimeleri yan yana gelince aklımıza kim geliyor? Tabii ki Yavuz Selim Şen ve Çin Günlüğü :) Gerçi Türkçe bilmeyen Google’ın aklına sevgili dostum İdris Cin geliyor ama olsun. (Bu arada hazır laf açılmışken İdris’in yenilenmiş, güzelleşmiş blogunu listenize eklemeyi unutmayın derim. ) Devamını Oku »
18 Ekim 2008
|
Kategori:
Günlük
|
Bir erkeğin hayatındaki en mühim noktalardan biri tıraştır. Zira tıraş anıları adeta hayat serüvenimizin köşe başlarını işaret eder.
Şahsi tıraş hatıratım daha doğrusu tıraş sanatındaki çıraklığım, birçoğumuzun olduğu gibi babaya tıraş malzemelerini hazırlamak ile başladı. Bu mesele kesinlikle sıradan bir hadise olmayıp kendine mahsus kuralları bulunan bir ritüeldi. Babanın komutu ile harekete geçen bünye hemen zincirleme olarak anneyi uyarır. Anne dünyada babanın tıraş suyunun sıcaklığı tayin edebilecek yegâne merci olduğundan suyu ısıtmak ve dahi kıvamında bırakmak onun görevidir. Bu arada ritüelin malzemeleri evin muhtelif yerlerinden tedarik edilmeye başlanır. Önce bu iş için özel olarak tahsis edilmiş sandalye alınır. Üzerine gazete kâğıdı serilir. Lakin bunun bile bir tertibi vardır. Her gazete olmayacağı gibi gazetenin her sayfası da olmaz. Mesela bulmaca sayfası veyahut bulmaca eki tıraş sırasında kullanılması zinhar yasak olan gazete sayfalarındandır. Gazete tedarikinin ardından yıllara meydan okuyan yapısıyla adeta müzelik bir malzeme olan hamam tası bulunur. Bu öyle bir malzemedir ki “bu tas babanın çeyizinden kalma” geyiğinin yüzlerce kez tekrarlanmasına, kültürel bir kod olarak beyne kazınmasına sebep olmuştur. Tastan sonra tıraşın diğer bir unsuru olan ayna bulunduğu yerden alınıp eğer üzeri biraz kirlenmiş ise ağız o harfinin çıkacağı biçime getirilip “ho ho” nidaları eşliğinde buğulanır gömleğin kol nahiyesi kullanılarak bir güzel cilalanır ve hamam tası ile sandalyenin arkalığının arasındaki yerini alır. Sıra tıraş alet edevatının hazırlanmasına gelir. Tabii o dönemlerde şimdiki gibi teknoloji harikası tıraş bıçakları olmadığı için tıraş makinesinin içerisindeki tıraş jileti yenilenir. Kılları birbirinden ayrılmasın, kondisyonu düşmesin diye tercihan sobanın altına zula edilmiş olan kıl fırça alınır. Yemek masası düzenin hatırlatan bir biçimde ortaya tas, sağ yana tıraş bıçağı, sol yana tıraş fırçası arka kısma ise tıraş sabunu yerleştirilir. Ve annenin tıraş suyunu getirip tasa dökmesi beklenir. Anne tıraş suyunu getirip tasa döktüğünde ritüelin başlama düdüğü çalmış demektir. Baba yerini aldığında sahaya çıkan hakemin çimleri, ağları kontrol etmesi gibi suyun sıcaklığını, sakalın uzunluğunu kontrol eder. Daha sonra babayı dedeye dönüştürecek köpük faslına geçilir. Köpükten sonra ise olayın en zevkli kısmı olan izleme kısmına geçilir. Baba kalp ameliyatı yapan doktor titizliğinde tıraş olurken çocukta sanki ilk defa tıraş olan bir insan görüyormuşçasına dikkatle izlemeye koyulur. Tıraş sonrası ise hayatın en saf mutluluklarından bir olan tıraş olmuş babayı öpme seansı başlar. Babanın limon kolonyası ile harman edilmiş kokusu dünyada güvenin sembolü olan ender anlardan birini insana yaşatır. Devamını Oku »
Geçtiğimiz hafta Türkiye internet girişimciliğini ilgilendiren önemli bir toplantı yapıldı. Toplantı dar katılımlı bir toplantı olduğu için hakkında çok konuşulmadı. Ersan Özer‘i hariç tutarsak toplantıya katılanlar da yazmadıkları için toplantının önemi çok fazla anlaşılmadı. Bu arada bu yazıyı okumadan önce Ersan’ın bu ve bu yazılarını okumanızda fayda görüyorum. Zira ilgili yazılarda toplantı hakkında gerekli bilgiler ve linkler olduğu için ben yorum yapmakla yetineceğim.
Toplantı olmadan çok önce benim toplantıdan haberim vardı. Toplantıda sunum yapacak girişimlerin sayısının daha fazla olacağını bekliyordum. Fakat Ersan’ın da dediği gibi yatırımcılara önerilen bazı projeler ön elemeye takıldı. Toplantının ilk verimlerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Toplantıda sunum yapan Markafoni, Mobiga, Haber.gen.tr, Kimgelsin ve Nokta‘nın çeşitli açılardan incelenmeli. Acaba bu projelerdeki hangi özellikler yatırımcıların ilgisini çekti? Devamını Oku »