Açıkçası bilmiyorum bu sorunun cevabını. Bu benim için bahanesi çok fakat cevabı yok bir soru. Yazmak istemiyor muyum? Hayır. Yazmak istiyorum. Hem de delicesine yazmak istiyorum. Ama olmuyor. Sadece yazdığın zaman boşalabilen, yarım bırakılmış, buruşturulup bir kenara atılmış müsveddelerin doldurduğu bir havuzda boğulmayı kim ister ki?
Hayatta en imrendiğim şeylerden biri her gün yazı yazmayı başarabilen insanlar. Bu çılgın yazı disiplini yaratıcının sonsuz şükre şayan bir lütfu olmalı bu insanlara.
Yazacaklarını başkaları yazdığı için yıkılan, üzülen bir ruh hastalıklı değil midir? Evet hastalıklıdır. Ama bu hastalık sufli bir benlik ifrazatının ötesinde yazmaya dair aşkın bünyede meydana getirdiği bir meczupluktur. Nasıl o sadece senin olmalı ise o kelimelerde sadece senin yazında birbirleriyle meşk etmelidir!
Yazmak için işte bu derece bir ruh sıkıntısı gerektir insana. Yoksa malumdur taşıma su ile değirmen dönmez. Kelimeye terbiye verip destur çektirmeyi su içme, yolda yürüme rahatlığında başarabilen nadir ve nadide memleket evlatlarından biri şöyle bitiriyor bir hikâyesini:
“Söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kâğıt kalem aldım oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Okumanın saf huzur veren rahatlığı varken yazmak batakhaneye düşmek gibi. Sen ne kadar kurtulmak istesen de bir kere rahatı kaçan ağaç olmuşsun çaresi yok. Hem sen kurtulmayı istesen ne yazar ki, yazma batakhanesinde çırpınmandan zevk alan, sayıklamalarını bülbül nağmelerine denk sayan okurlar var artık. Bu okurlar yazı okurlar, daha ziyade de canına okurlar. Ağlarına düşürmüşler seni işte yazacaksın ki seni rahat bıraksınlar.
Bugün yine okur kod adıyla andığım bir grup çılgın yüzünden bu acayip satırları yazıyorum. Yazıyorum ki iç sıkıntılarımı onlara havale edip biraz rahatlayayım. Onları isteklerine pişman edip intikamımı alayım. Şimdi okuyucunun vicdanına ince bıyıklı Ofsayt Osman edasıyla seslenme vakti gelmiştir. Söyle Ey okuyucu “Bu da mı gol değil be!”
Hocam utandım :(. Bu kadar sıkıntıya girecekseniz yazmayın :).
İşte beklenen yazı…
Dili tutulmuş gibi susmakla, ikrarla susmak farklıdır.
Bir çiçek bahçesinde susmakla, sahnede susmak farklıdır
Kulakların işitmek için dinlediği müziğe susmak yakışmaz.
Varsın gök gibi gürlemesin,
Varsın her daim yağmasın,
Varsın fırtına gibi esmesin,
Nice can vardır, tek bir fısıltıyla yaşama sevinci bulan.
Başkaları için değildir
Çiçeğin kokusu
Ama başkaları koklar
Yaz ve arkana bile bakma
Sözlerin dünyayı gezip meşkle diğer yönden yüzünü aydınlatacak
Ve elbette kelam biz insanların dilinden de akacak….
Bu kadar ince düşünmeyin. En iyisi yazın gitsin. =)
Hocam yazamıyorsanız bir süre inzivaya çekilin biz sizi bekleriz. Ama yazmak isteyipte yazmıyorsanız yazın gitsin derim.
Bu gol hocam. Gerçektan yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Hergün yeni bir yazı var mı diye bakıyorum.
hocam insan bazen tıkanıyor ama siz bizi yazısız bırakmayın :) uzun zaman sonra sizden bir yazı okumak güzel oldu.
Gol be hocam gol, bu da gol anasini satim :D
Ofsayt Osmanı çok iyi tanıtım ve hemen hemen benim de işlerim rast gitmez. Her defasında derim çevremdekilere “Sen ofsayt nedir bilirmisin?”..
Biz ofsayt olarak doğmuşuz be hocam, gol bizim neyimize, yazılarınızı okurken insan iştaha geliyor. Bidaha bidaha ofsayta girmek istiyor :)
Yalnız merak ettiğim birşey var sizin sitede reklam yok sanırım, siteye birde reklam koysanız.. Günlük bir kaç kuruş kazansanız, etkili olmaz ama birazcık olsun insanı mutlu eder. Beni ediyordu, yazma şevki getiriyordu.
Neyse fazla derine girmeden bırakayım bende yazmayı, klavyemin çenesi açılınca susturmak kolay olmuyor. Sağlıcakla kalın..