İnsanın Evi Gibisi Yok !

20 Temmuz 2005  |  Kategori: Kişisel

1984-1990 yılları arasında tedavülde bulunmuş olan tırtıllı 50 liraNihayet tatili bitirip İzmir’e dönebildim. Hakikaten insanın evi gibisi yokmuş. Kendi bilgisayarım haricindeki bilgisayarları kullanmayı sevmediğimden dolayı tatil günleri içerisinde bir kez yazabildim. Fakat bugünden itibaren sıcağa aldırmayıp bunun acısını çıkartmaya çalışacağım. Gözlerim sabahtan beri blog okumaktan yorulsa dahi bugün uzun bir yazı yazmaya kararlıyım.

Tatile giderken kesinlikle unutulmaması gereken iki şey olduğunu bu sefer daha iyi kavradım. Bunlardan birincisi güneş yağı/kremi diğeri de kitap… İkisinin unutulması da ufak çaplı bir krize sebep oluyor. Hadi güneş yağı/kremi de bir yere kadar fakat kitapsız olmuyor. Ben bu hatayı işlediğimden dolayı bu tatilde eşten dostan bulduğum kitaplarla yetinmek zorunda kaldım. Gerçi bir açıdan da iyi oldu. Epey uzun süredir okumamak için burun kıvırdığım Savaşçı’yı (Doğan Cüceloğlu) okuma fırsatı buldum. Açıkçası artık kişisel gelişim-psikoloji kitaplarının gediklisi olduğumdan ve dahi Doğan Cüceloğlu’nu tanıdığımdan dolayı kitap beni çok şaşırtmadı. Savaşçı’dan başka çerez kabilinden, epeydir okumadığım “hidayet romanı” kategorisinden Dilara‘yı (Dr. Sevim Asımgil) okudum. Anlaşılan oralarda da değişen bir şeyler yok . Bunların yanında Fehmi Koru’nun önsözüyle okuyucuya sunulan ve konunun meraklılarının mutlaka okuması gereken Tapınak Şövalyeleri 1 kitabı, Freud ve psikanaliz konusuna düşünce değişimlerini anlatarak açıklamalar getirmeye çalışan Saffet Murat Tara’nın Freud’dan Lacan’a Psikanaliz kitabı da göz atma fırsatı bulduğum kayda değer diğer eserler oldu.

Tatilimi Biga’da geçirdiğim için denize girmek için çocukluğumun bir kısmının da geçtiği sahil kasabası Karabiga’ya gittim. Karabiga tarihteki ismiyle Priapos, benim için her zaman önceliği olmuş bir yerdir. (Bu arada Karabiga hakkında bilgi edinmek isterseniz http://www.karabiga.net/ sitesini gezebilirsiniz.) Denize girdikten sonra çocukluğumun geçtiği caddeleri, ilkokulumu, pazaryerini, sahili gezdim. Şunu farkettim ki insan küçükken binalar ve sokakları çok büyük olarak algılıyor. Aradan yaklaşık 15-20 sene geçince o devasa binalar karşında küçülüyor. Sahilde giderken ayağıma bir metal parçası takıldı. Bir de baktım ki eski bir metal 50 lira. Epey hasar görmesine rağmen üzerindeki “1985″ tarihi okunuyordu. Yani tam benim orda bulunduğum zamanlar… Bunu çok hoş bir tesadüf olarak algıladım. Belki de çocukluğum beni çağırdı kim bilir … O zamanlarda bu parayı bulsaydım herhalde hemen bakkala koşup tanesi 10 lira olan pişmaniyelerden beş tane alırdım…

Tatilde kayda değer bir diğer hadise de gelin almak için Yozgat Sorgun’a gitmemiz oldu. Ordaki adetleri ve kültürü gözlemleme fırsatım oldu. Mesela daha önce hiç duymadığım “Düğün Kahyası” (Düğünde organizasyonu sağlamakla görevli kişi) kavramıyla tanıştım. Sorgun’da dikkatimi çeken iki şey oldu. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama Sorgun’da çok sayıda kuyumcu/sarraf ve cami var. Herhalde dünya ahiret dengesini iyi kurmuşlar diye espri konusu oldu bu durum. Daha sonradan camilerin çoğunun halk tarafından yaptırıldığını öğrendim. Malesef zaman yetersizliği dolayısıyla çok istememe rağmen Sorgun Kaplıcaları’na ve Hattutaş/Boğazköy’e uğrayamadık.

Açıkçası tatilimin büyük bir kısmını yollarda geçirdim. Bu sefer serde bloggerlık olduğu için bütün gittiğim yerlere alıcı gözüyle baktığımı da itiraf edeyim … Üzüldüğüm nokta ise fotoğraf makinem yanımda olmadığı için fotoğraf çekememek oldu.



Bu yazıya yorum yapılmamış.

Yorum yapın

XHTML: Bu kodlar kullanılabilir: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>