24 Şubat 2008
|
Kategori:
Günlük
|
Ne zaman okuma ile ilgili bir yazı yazılsa veya bir konuşma yapılsa toplumumuzun okuma alışkanlığının olmadığından dem vurulur. Sebep olarak da sözlü gelenekten gelen bir kültürümüz olduğu veya ekonomik sebeplerden dolayı insanlarımızın okumayı istemedikleri gibi bir çok sebep öne sürülür. Peki ne yapmalı?
Açık söylemek gerekirse büyükler için yapacak çok bir şey yok. Çünkü bütün köklü alışkanlıklar çocukluk yıllarında elde ediliyor. Eğer siz yetişme çağındaki bir çocuğa okuma ile ilgili bir bilinç verir ve bunun takibini yaparsanız başarıya ulaşırsınız. Bu yazıda çocuklarda okuma alışkanlığını geliştirmek için bazı öneriler bulacaksınız. Okuması ve uygulaması kolay olsun diye maddeler halinde yazmayı tercih ettim. Devamını Oku »

Not: Bu yazının birinci kısmını buradan okuyabilirsiniz.
Fuarda sadece dört gün geçirebildiğimden dolayı katıldığım seminerler konusunda seçici davranmak zorunda kaldım. İlk olarak Mustafa Armağan’ın “Yakın Tarihin Unutulan Gerçekleri” başlıklı konferansına katıldım. Mustafa Armağan gerek yazılarıyla, gerek kitaplarıyla eskiden beri tarih konusunda uzman bildiğimiz bir araştırmacı. Resmi tarih tezlerine doğru bir şekilde direnmesi ve bu işin en önemli aracının ideolojik takıntılar değil de araştırmacı ruh olduğunu kavramış bir araştırmacı. Devamını Oku »

İzmir Kitap Fuarı kişisel tarihimin en büyük entellektüel aktivitelerinden biridir. Dile kolay 1998’den beri bir iki sene mecburi fire dışında sıkı takipçisiyiz fuarın. Bu sene de “İzmir demek, kitap okumak demek” sloganıyla 12. düzenlenen fuara 23 Nisan münasebetiyle katılma fırsatı buldum.
Fuarın resmi internet sitesine bakarsak bu sene katılımcıların sayısı artmış. Evet, sayının arttığı doğru ama bu sayı artışı yayınevi artışı anlamına gelmiyor. “Katılımcı” arttı yani pazarlamacılar arttı. Hâlbuki fuarı düzenleyen kuruluşların yayınevlerin katılımını sağlamak noktasında daha gayretli olması lazım. Konuşma fırsatı bulduğum birkaç stand çalışanına göre bu sene biraz da 23 Nisan’ın etkisiyle satışlar ve talep geçen seneye göre artmış durumda. Tabii yıllar geçtikçe fuar kendi geleneğini de oturtuyor. Belki İstanbul fuarının yerini asla tutamayacak ama en azından Ankara ve Bursa fuarlarına rakip olabilmeli diye düşünüyorum. Devamını Oku »
20 Temmuz 2005
|
Kategori:
Günlük
|
Nihayet tatili bitirip İzmir’e dönebildim. Hakikaten insanın evi gibisi yokmuş. Kendi bilgisayarım haricindeki bilgisayarları kullanmayı sevmediğimden dolayı tatil günleri içerisinde bir kez yazabildim. Fakat bugünden itibaren sıcağa aldırmayıp bunun acısını çıkartmaya çalışacağım. Gözlerim sabahtan beri blog okumaktan yorulsa dahi bugün uzun bir yazı yazmaya kararlıyım.
Tatile giderken kesinlikle unutulmaması gereken iki şey olduğunu bu sefer daha iyi kavradım. Bunlardan birincisi güneş yağı/kremi diğeri de kitap… İkisinin unutulması da ufak çaplı bir krize sebep oluyor. Hadi güneş yağı/kremi de bir yere kadar fakat kitapsız olmuyor. Ben bu hatayı işlediğimden dolayı bu tatilde eşten dostan bulduğum kitaplarla yetinmek zorunda kaldım. Gerçi bir açıdan da iyi oldu. Epey uzun süredir okumamak için burun kıvırdığım Savaşçı’yı (Doğan Cüceloğlu) okuma fırsatı buldum. Açıkçası artık kişisel gelişim-psikoloji kitaplarının gediklisi olduğumdan ve dahi Doğan Cüceloğlu’nu tanıdığımdan dolayı kitap beni çok şaşırtmadı. Savaşçı’dan başka çerez kabilinden, epeydir okumadığım “hidayet romanı” kategorisinden Dilara‘yı (Dr. Sevim Asımgil) okudum. Anlaşılan oralarda da değişen bir şeyler yok . Bunların yanında Fehmi Koru’nun önsözüyle okuyucuya sunulan ve konunun meraklılarının mutlaka okuması gereken Tapınak Şövalyeleri 1 kitabı, Freud ve psikanaliz konusuna düşünce değişimlerini anlatarak açıklamalar getirmeye çalışan Saffet Murat Tara’nın Freud’dan Lacan’a Psikanaliz kitabı da göz atma fırsatı bulduğum kayda değer diğer eserler oldu. Devamını Oku »