Rüya, batı ve doğu dünyası düşünürlerince üzerinde çokça kafa yorulmuş bir kavram. Sigmund Freud’un günlük yaşamda bastırılarak bilinçaltına itilmiş duyguların dışa vurumu olarak gördüğü rüyaya, İslam tasavvufçuları farklı bir gözle bakmışlardır. İslam tasavvufçuları insan ruhunun kâinattaki bütün gerçekleri idrak edebileceğini fakat dünya işleriyle meşguliyetin ruhun önünde bir takım perdeler oluşturduğundan dolayı bunu tam olarak başaramadığını söylerler. Uyku halinde ise bu perdeler, beş duyunun engelleri zayıflar veya kalkar. Bundan dolayı ruh rüyada gerçek hayatta yapamayacağı şeyleri yapabileceği gibi bir takım gaybî gerçekleri de kavrayabilir. Ruh rüya âleminde kavradığı bu gerçekleri hayal gücüne devreder. Hayal gücü de bunları uygun bir şekilde tasvir edip his mertebesine indirir.
Rüyada idrak ettiklerimizin bize kazandırdığı duygular günlük hayatta hissettiğimiz duygulara göre oldukça yoğundur. Bundan dolayı günlük hayatta bir süreç çerçevesinde ulaşabileceğimiz aşk, çok büyük bir acı veya çok güzel bir yemeğin lezzeti gibi duygular rüyada birkaç saniye içerisinde oluşuverir.
Rüyanın hakikati ile ilgili bu girizgâhtan sonra yavaş yavaş filme geçebiliriz. Yazının bundan sonraki kısmı filmle ilgili bilgiler içereceğinden dolayı filmi izlemeyenlerin filmden alacakları tadı azaltabilir. Uyarmış olayım. Devamını Oku »

Amerika deyince bizim kuşağın aklına ister istemez bir “Macera Dolu Amerika” nakaratı geliyor. Bu, bir pop şarkısının nakaratı olmanın ötesinde Hollywood sineması sayesinde beynimize hatta alt benliğimize kazınmış bir gerçek. Söz konusu Amerika ise her an bir çatışmanın ortasında kalabilirsiniz. Veya hiç alakanız olmamasına rağmen FBI ile yerel polisin “Hey dostum bu bizim işimiz” klişesi ile başlayan ve bitmek bilmeyen çekişmesinin içerisinde kendinizi bulmanız işten bile değildir.
Bu satırları bana yazdıran geçtiğimiz akşam ön gösterimine katıldığımız Metrodan Kaçış filmi oldu. Bir yeniden çevrim olan film “sade vatandaşın başına gelen çetrefilli olaylar zinciri sonunda sabah çoraplarını giyerken kesinlikle hayal etmediği bir gün yaşaması” olarak özetlenebilecek bir konuya sahip. Film, klişeleri barındırması itibariyle pek çekilecek gibi görünmese de Denzel Washington – John Travolta sayesinde yaz günü eğlenceliği bir deneyim yaşatıyor. Devamını Oku »
Oldum olası suikast filmlerine hastayımdır. Suikast filmlerinde beni cezbeden şey bir kişinin öldürülmesi değil. Suikastı yapan kişinin, suikast öncesi bütün detayları hesaplayarak işini mükemmel şekilde yapmaya çalışmasını izlemek oldukça zevkli. Hani futbolda akıl dolu bir vuruş tabiri vardır ya işte suikast filmleri akıl ve detay dolu filmler oluyor. Normalde bir kere seyrettiğim filmi bir daha seyretmek istemem. Fakat Çakal Carlos‘un hem yeni versiyonunu hem de eski versiyonunu bir kaç defa seyrettim.
Genel sinema izleyicisi de detayların hâkim olduğu filmleri seviyor. İMDB’nin en iyi 250 film listesinde en tepede yer alan The Shawshank Redemption‘da (Esaretin Bedeli) bu tezi kanıtlıyor. The Shawshank Redemption’da baş döndürücü detaylarla dolu helal olsun dedirten bir hapishaneden kaçış filmi. Konu akıllı detaylar olunca son günlerin popüler dizisi Prison Break‘i de anmadan geçmemek lazım.
Yukarıdaki gibi bir film tarzı olan birisinin geçtiğimiz hafta vizyona giren Vantage Point (Bakış Açısı) filmini kaçırması tabi ki düşünülemezdi. Bu yazıda Bakış Açısını masaya yatıracağız.
Yazının bundan sonraki kısmı film ile ilgili detaylar içermektedir. İsterseniz buraya tıklayarak doğrudan ayrıntı içermeyen film değerlendirmesine geçebilirsiniz. Devamını Oku »
16 Kasım 2007
|
Kategori:
Günlük
|
Blogta sinema kategorisi olmasına rağmen pek film eleştirisi yazmıyorum. Aslında sinemaya olan ciddi bir merakım ve sevgim var fakat nedense diğer yazılardan pek fırsat olmuyor.
Uyarı: Yazının bundan sonraki kısmı film ile ilgili detaylar içermektedir.
Türk sinemasında korku nerdeyse en az film çekilen kategorilerden biri. Eskinin B sineması diyebileceğimiz bir takım marjinal filmlerden sonra (Örnek: Şeytan) son dönemde izleyiciden tam puan alamayan ama Türk korku sineması adına önemli adımlar sayışabilecek Büyü, Dabbe, Araf gibi filmler çekildi. Musallat da korku kuşağının son örneği olarak bugün gösterime girdi. Devamını Oku »
29 Mayıs 2005
|
Kategori:
Günlük
|
Boogeyman 13 Mayıs’ta gösterime giren bir korku filmi. Kısaca bir adamın çocukluğundan kalma kötü hatıraların ve korkunç olayların etkisiyle, uzun seneler sonra çocukluğunun yatak odasına dönüp korkularıyla yüzleşmesini anlatan bir film.
Bu kısa özetten de anlaşılacağı üzre film korku sinemasındaki “çocuklukta yaşanan korkulara geri dönme” klişesini barındırıyor. Aslında bu klişe izleyenlerin her birinin kendi özel dünyalarına hitap edebilecek ve gerçekten bir “geri çağırma” yaptırabilecek bir çerçeveyi çiziyor. Tabi bunu hakkıyla başarabilmek için yani seyirciyi sadece sinema salonunda değil filmin devamında da “korkutabilmek” için yüklenilecek psikolojik açıkları iyi bilmek ve bunu sinemasal açıdan iyi ifade edebilmek gerekir. Korku türünde başarılı olmuş filmlere baktığımızda her birinin insanlığın genelinde -farklı şekillerde de- olsa bulunan bu psikolojik zaaflardan ustaca yararlandığını görürürüz. Başarısız örnekler ise bu psikolojik yüklenmelerin ancak kenarında gezinerek işi daha ziyade efekt ve şaşırtmaca ve makyaja havale ederler. Devamını Oku »