Mar
09

Yeşilvadi Geri Dönüyor

yesilvadi-logo2.gif

Bilmem hatırlayanınız var mı Yeşilvadi diye bir blog topluluğu vardı. Hatta Türk blog servislerini tanıttığım bu yazıda bahsetmiştim. Sonradan yapımcısının Biga’lı (yani hemşerim) olduğunu öğrenince daha da hoşuma gitti. İlgili yazının yorumlarında Levent yeni bir proje geliştirdiğini yazmıştı. Bugün sitenin yorumlarını onaylarken kendisinin Yeşilvadi’yi tekrar yayına alacağını öğrendim ve çok mutlu oldum.

Burada Levent Yeşilvadi 2 için bir blog açmış. Blogta yeni sistemin gelişim sürecini anlatıyor bazı ipuçları veriyor. İlk yazısında ““Bir blog servisi nasıl olsa tam olarak işinize yarardı?” diye bir soru sormuş ve bunun blogcular arasında tartışılmasının güzel olacağından bahsetmiş. Bir sonraki yazımda bu konuda etraflıca bir şeyler yazmayı düşünüyorum. Bu yazıya kadar siz de Yaşilvadi 2′nin ilk ekran görüntülerine buradan bakabilirsiniz.

Haz
21

Biga’ya Veda

Biga Köprü başı

Yarın iki yıldır öğretmenlik görevimi yerine getirdiğim aynı zamanda da memleketim olan Biga’dan ayrılıyorum.

Geçen iki yıl çerçevesinde Biga’da kişisel tarihim için önemli olaylar yaşadım. Daha da önemlisi gerek mesleki olarak, gerek hayat açısından çok değerli tecrübeler elde ettim. Başta Biga Cumhuriyet İlköğretim Okulu idarecileri İsmail Yaramaz ve Mehmet Gezen Beylere ve bütün okul personeline bu vesile ile bir kere daha teşekkür ediyorum.

Bu günlerde veda konumunda olduğum bütün insanlardan niye gidiyorsun cümlesini duyuyorum. Evet gitmemizin bir takım resmi sebepleri  (zorunlu hizmet, tayin v.s.) olduğu gibi kişisel sebepleri de var. Burada özetlediğimiz hikâyeden de anlaşılabileceği gibi biz düşünce sistematiği, beklentileri ve hayalleri bakımından Büyükşehir insanıyız. Evet, “Büyükşehir insanlığı” diye bir şey olduğunu düşünüyorum. Özellikle hayatının bir kısmını İstanbul, İzmir veya Ankara gibi büyük şehirlerde geçiren insanların küçük şehirlerde tabiri caizse “boğulduğunu” düşünüyorum. Bu asla bu küçük yerleşim yerlerini veya orada yaşayanları küçümsemek anlamında değil. Devamını Oku »

May
31

Gitmek Vakti Geldi!

giden-adam.jpgŞu günlerde hayatımın farklı bir dönemecindeyim. Biraz buruk, biraz kuşkulu, biraz da meraklı bir bekleyiş başladı. Her memurun veya işini yer değiştirmek suretiyle yürüten herkesin başına gelen “tayin olmak” bizi de geldi buldu.

İki senedir çalıştığım Çanakkale Biga Cumhuriyet İlköğretim Okulu’ndan zorunlu hizmetimi yapmak amacıyla tayin istemiştim. Geçtiğimiz salı günü sonuçlar açıklandı. Tayinim İstanbul Bayrampaşa Mustafa Itri İlköğretim Okulu‘na çıktı.

Tabii gideceğimiz yer sıradan bir il değilde İstanbul olunca topyekün bir hayat tarzımızı değiştireceğiz anlamına geliyor. Belki şimdiye kadar karşılaşmadığımız varlığından bihaber olduğumuz bir çok sorunla veya güzellikle karşılacağız. Şimdilik görünen şey İstanbul bize imkanları vereceği gibi bu imkanların karşılığında da bizden bazı şeyler götürecek. Sonuçta İstanbul benim ilk gençlik aşklarımdan birisi. Gerçi köprünün altından çok sular aktı ama yine de maziye dayanan bir muhabbettimiz var. Devamını Oku »

Ara
30

Ferhan Şensoy, Ferhangi Şeyler ve Çınar Organizasyon

Ferhan Şensoy Ferhangi Şeyler OyunuGeçtiğimiz perşembe günü -son anda değişen bir programla- Biga Kültür Sarayı’nda Ferhan Şensoy’un Ferhangi Şeyler adlı oyununu seyretme fırsatı buldum.

Çoğumuzun duyduğu, bildiği, belki de seyrettiği bir oyun Ferhangi Şeyler. 1987′den beri 1600 kere oynanmış, Türk tiyatrosunda efsaneye dönüşmüş bir oyun. Tabii tek kişilik bir oyunu bu kadar uzun bir süre oynamanın ayrı bir marifet olduğunu da söylemek gerekir. Daha önce Ferhan Şensoy’a ait tiyatro oyunları, filmler seyretmiş, kitaplar okumuş, hatta bu yazıyı okuyanların çoğunun hatırlamayacağı bir kahramana “Varsayalım İsmail”e hayran olmuş birisi olarak malesef tiyatro salonundan hayal kırıklığı ile ayrıldım. Devamını Oku »

Kas
12

Dursun Ali Erzincanlı İle Biga’dan En Sevgiliye Şiirler

Dursun Ali ErzincanlıDün akşam Biga Kültür Sarayı’nda Dursun Ali Erzincanlı konserindeydik. İlk dinlediğimden andan itibaren kendisinden etkilendiğim Dursun Ali Bey’i canlı olarak dinlemek benim için oldukça heyecan verici bir olaydı. Muhteveya duyulan özlem, hasret, muhabbet sunumun güzelliği ile birleşince tabii salonun dolması kaçınılmazdı ki öyle de oldu. Üstad programına önce yeni albümünden “Hayber Fırtınası” ile başladı. Daha sonra devamlı “Sözün Sultanı”ndan dinlemeye alıştığımız “Medine’nin Gülü” ile En Sevgili’ye seslendik. Üstad programın daha sonraki kısımlarında En Sevgili’ye serisinin çoktan ezberlenmiş ve artık birer klasik olmuş Bedir, Kırk Yaşındasın, Sen Yoktun Sultanım gibi eserlerini seslendirdi.

Hakikaten yetenek denilen şeyin Allah vergisi olduğunu dün akşam bir daha anladım. Sesteki buğulu ton zaten insanı alt üst ediyor bunun yanına bir de vurgular, tonlamalar eklediğimizde ortaya bambaşka bir musiki çıkıyor. Bu kompozisyon bir fon müziği ile çerçevelendiğinde tam anlamıyla bir ses ziyafeti oluşuyor. Aslında dışarıdan baktığınızda oldukça ilginç bir durum. Sahnede bir adam, elinde bir mikrofonla ne bir rol sergileyerek, ne de bir ilüzyonla sadece sesiyle sizi bulunduğunuz yerden yüzyıllar ötesine götürüp kavurucu bir çöl sıcağını hissettirebiliyor. Sözün gücü bu olsa gerek. Milyon dolarlar harcayarak yapılan sinema filmleri bile onca görsel ve işitsel desteğe rağmen çoklukla bunu başaramıyorlar. Eskilerin söze verdiği önemi bir daha idrak ediyoruz.

Programdan son derece etkilenmiş olarak ayrıldım. Fakat içimde bir ukte kalmadı değil. Keşke Yağmur’u da okusaydı ya …