Ortalama bir sinema seyircisi olarak şu güne kadar yüzlerce film seyrettim. Fakat bunlardan bazıları aklımda yer etti daha doğrusu ruhuma işledi. Bu ruha işleyen filmlerden biri de Lorenzo’nun Yağı / Lorenzo’s Oil. Filmi seyredenler muhakkak konuyu hatırlayacaklardır. Zira bu filmi seyredip de unutmak epey zor. İzlemeyenler için kısaca filmin konusu şöyle: Lorenzo tıbbın henüz çare bulamadığı amansız bir hastalığa yakalanmış bir çocuktur. Lorenzo’nun anne ve babası çocuklarının gözleri önünde eriyip gitmesine razı olmazlar. Ve hastalıklarına kendileri çözüm ararlar. Bu amaçla biyoloji kitaplarını, tıp kitaplarını araştırırlar. Nihayet gösterdikleri insanüstü çabayla bir çeşit ilaç yapmayı başarırlar. Çocukları az da olsa iyileşir.
Film Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü’ne taş çıkaracak kadar büyük bir drama şaheseridir. En katı kalpli insanları dahi gözyaşlarıyla tanıştırmıştır. Filmde amansız hastalığın yanı sıra anne ve babanın gösterdiği müthiş çabanın yansıtılması da ayrıca takdire şayan. Film aynı zamanda henüz çaresi bulunamayan hastalıklara duçar olmuş insanların bir araya gelmesi ile ilgili ufuk açıcı mesajlarda vermekte.
Bu filmi mazinin tozlu raflarından çıkartıp bugün bu yazıya konuk eden şey ise geçtiğimiz günlerde aldığım bir e-posta. Söz konusu e-posta Barsak.org sitesi editörü Selim Türkoğlu Bey’den gelmişti. Benden projelerine destek olmalarını rica ettiler. Ben de yaptıkları işi ve kapsamını inceledikten sonra sitemde yazı yazarak onlara destek olmaya karar verdim. Devamını Oku