Bloglara Blok koymak !
Son günlerde “blog” konusu yazılı basında sıklıkla tartışılmaya başlandı.Kimisi popüler blog sahiplerini kendilerinin pek memnun olmadığı bir biçimde tanıtmaya çalıştı. Kimisi nedir bu blog deyip esip gürledi. Kimisi de bu günden tezi yok blog kelimesi eden üç vakte kadar züppe ilan olunacaktır deyu fetva verdi. Tabi camiadan bunlara esaslı cevaplar da verilmedi değil. Hatta daha sonradan bazılarının niyetinin yazı yazmak değil “bloglara blok koymak” olduğu anlaşıldı…
Aslında basının daha doğrusu basındaki bazı kişilerin (meşhur bir kısım medya), blog olayına yeni gördükleri herhangi bir şeye karşı verdikleri ciddiyetsiz, ehliyetsiz tepkiyi vermesi normal bir olay. Hatta olayı blogların gazetelere rakip olarak görmeleri yani kendi iddiarını karşı tarafınmış gibi göstermelerini de yadırgamıyorum. Arka planda kalan mesele ise “blog”a ne diyeceğimizdir.
Blog bilindiği üzere web (interneti temsil eden) ile log (herhangi bir işlemin kaydı) kelimelerinin birleşiminden doğan weblog kelimesinin kısaltılmışı. Kelimeye ağ günlüğü, e-günlük gibi karşılıklar öneriliyor. Bu karşılıkların dilimizde yer edip etmeyeceğini zaman gösterecektir. Ama işin teknik boyutunda bazı söylenmesi gereken şeyler var. Öncelikle bir yabancı kelimeye karşılık bulacaksak bunun dildeki “en az çaba kuralı”na uyması gerekir. Yani siz ingilizcenin bir kelimeyle karşıladığı bir kavramı iki veya daha fazla kelimeyle karşılamaya çalışırsanız baştan 1-0 yeniksiniz demektir.
İkinci olarak önerilen karşılığın içerdiği sözcüklerin dildeki taşıdığı ağırlık veya değer de önemlidir. Örneğin “Ağ günlüğü” blogu karşılayamaz çünkü çağrıştırdığı başka şeyler var. Belki tuhaf gelecek ama bana bir örümceğin hatıralarını çağrıştırıyor. Buna örnek olarak internet yerine TDK tarafından tavsiye edilen “genel ağ” sözcüğünün dilimize yerleşmemiş olmasını gösterebiliriz. (Genel ağ size ne çağrıştırıyor bilmiyorum ama bana pek iyi şeyler çağrıştırmıyor.) Halbuki “Local Area Network” karşılığı önerilen “yerel ağ” bugün çok kimse tarafından benimsenmiş durumdadır. Kısacası yabancı bir dildeki bir kelimenin karşılığını geliştirmek gibi aslında oldukça zor olan bir işte biraz fazlaca ince eleyip sık dokumak lazım. Çünkü burda yaptığınız iş bir kelimeyi dile tercüme etmek değildir. O kelimenin her yönüyle anlamını, içeriğini kısacası ifade ettiği kavramı dile ve dolayısıyla kültüre aktarıyorsunuz. İşte bu aktarma sırasında kelimenin orijinal anlam alanından kayıplar söz konusuysa ikinci golü yemişsiniz demektir. Çünkü dilin kullanıcıları yani insanlar lugattaki kelimenin anlamına ve şekline göre değil zihindeki kavrama ve imaja göre yaşarlar.
Üçüncü ve en önemli olarak söylememiz gereken bu karşılık bulma işinin herkes tarafından yapılamayacağı daha doğrusu yapılmaması gerektiğidir. Özellikle karşılık bulanacak konu bir uzmanlık alanını ilgilendiriyorsa. Blog meselesinde Mehmet Bey teknik olarak çok güzel bir karşılık verdi. Bir diğer yanılgı da bunun sadece dilbilimciler tarafından yapılacağıdır. Bu aslında bir süredir TDK’nın yaptığı gibi bir komisyonun işidir. Ama tabi gönül daha fazla katılımlı bir süreci de arzu etmiyor değil…
Sonuç olarak iyi kötü akademik anlamda bir türk dili ve edebiyatı eğitimi almış biri olarak ben şu an blog demeyi tercih ediyorum Çünkü henüz bu kavramı ifade edecek iyi bir karşılık görmüyorum. İyi bir karşılık yok iken de anlatmak istediğimi “abidik gubudik” kelimelerle ifade etmek açıkçası bana en başta türk dili için bir haksızlıkmış gibi geliyor.



