Bir Pazar Gezisinde Hayale Gelenler

Mevsimler şairlerin önünde şiir yazdırmak için sıraya girselerdi muhakkak ki ilkbahar birinci sırada olurdu. Uzun ve sert geçen bir kışın ardından insanoğlu için bir nekahet dönemi kıvamında olduğundan mıdır yoksa börtüsüyle, böceğiyle, çimeniyle, yeşiliyle bir dirilişin hikâyesi olduğundan mıdır bilinmez ama ilkbahar biz de hep ruha dinginlik veren bir zaman dilimi olarak tahayyül edilmiştir.
Ruhun basit bir sevinmenin ötesinde coşkunluk duyarak bir istiğrak haline geçmesini sağlayan şeylerin genellikle çocuklukla alakalı olduğunu düşünürüm. İlginçtir ki bütün disiplinlerde terbiyecilerin hedefi saf olana ulaşma veya saflığı yakalamadır. Dolayısıyla ruhu tezkiye etme iddiasında ve çalışmasında olan herkes aslında hep çocukluğa dönüşün gizli bir hizmetkârıdır. Mevzuyu buradan alıp başa dönecek olursak acaba ilkbahara olan muhabbetimizin altında çocuklukta yaşadığımız hangi olaylar yatmaktadır diye sorabiliriz kendimize.
En basitinden başlamak gerekirse biz ilkbahara yeni oyunların yolunu açtığı için hayranız. Kara toprakta oyun oynamayanlar bu dediklerimi hakkıyla idrak edemeyecektir şüphesiz. Bir nisan yağmuruyla çamurlaşmamış fakat hafif yumuşamış toprağın üzerine ayakkabının topuğu marifetiyle bastırmak ve kendi etrafında bir tur dönmek ile açılan bir “doga” çukuru bizde hangi kodları verdi acaba? Veyahut ta iç açılarının toplamının kaç olduğunu düşünmeden çizdiğimiz bir “mors” üçgeninin içine dizilen misketler bize neler verdi?
Pembe rengi neden bize yumuşaklığı ve hafifliği çağrıştırır biliyor musunuz? Çünkü pamuk helva pembedir efendim. Pamuk helva deyip geçmeyiniz. Hayatta büyük görünen şeylerin aslında yeri geldiğinde çok küçük olduğunu ancak bir avuç pamuk helvayı ağzımıza attığımızda anlayabiliyorduk o zamanlar.
Çocukluğuma dair garip hatıralardan biri de sürekli izlediğim bir cumartesi programı ile ilgilidir. Bir hafta sonu nasıl olduysa bu programın olduğu saatlerde bir otobüsün içindeydim. Otobüsün programın başlangıç zamanından önce gideceğimiz yere varması için ne kadar dua ettim bilemezsiniz. Bu bir şey değil sürekli saatte bakıp dakikaları saymaklığım ve nihayet programın başladığı anda otobüs yolculuğumuzun devam ettiğini idrak edince nefesimin daralması ve karnıma ağrı girmesi. İnsanın normal hayatta bazı şeylere son derece mantıksızca ve düşünmeksizin bağlanması bu olaydan daha saçma değil midir sizce?
Yaşamınızda anlayamadığınız, neden yapıyorum, neden yapmıyorum dediğiniz bazı davranışlarınız mı var? Bence çocukluğunuzu bir düşünün…
Fotoğraf: http://www.trekearth.com/gallery/Asia/Philippines/photo13476.htm



