Bakkal Musa Macerası

BakkalEvvelki gün dost sohbetlerinde mütemadiyen bahsettiğim şu bizim meşhur bahçede ikindi oturmasındaydık. Bendeniz mesai saatinin nihayetinde, bedenin tavını bulamamış hamur gibi kendini saldığı, buna mukabil zihnin dört patlarlı dizel motor gibi çalışıp bir başka letafet üzre olduğu o demlerde mutada inkıyat ile bahçedeki envai çeşit nebatata -kah güle, kah havuzun köşesindeki leylaklara, kah zerzevat takımına- su aşkederken bizim ufaklıklar arz-ı endam ettiler. Aslı itibariyle nebatat kısmı, insanlardan daha duygulu ve ziyadesiyle alıngan mevcudatlardır. Siz hangi halet-i ruhiye ile yanlarına giderseniz gidin onlar divan edebiyatının salınıp, gerdan kırıp, işve yapan güzelleri gibi size mukabele ederler. Mamafih siz onların bu işve ve cilvelerine karşılık verip, onları okşayıp sevmezseniz birde üstüne üstelik bununla yetinmeyip onları bir insan evladı için bile olsa başka bir şeye tercih ederseniz, ertesi gün ne kadar aşk ve şevk ile huzura çıkarsanız çıkın size eski parlaklıklarını anımsatacak kadar bile güzel gözükmezler. Hatta o cennet-asa kokularını bedbaht bir sabah rüzgârın eline verip sizden kaçırmaya azm ü cezm ü kast eylerler. Neyse lafı fazla uzatmayayım bizim ufaklıklar fakirhaneye buyurunca bende ev sahibi adabı mucibince yukarıda bahsettiğim her türlü rizikoya rağmen bunları içeri buyur ettim. Tabiatıyla mekan bir asma altı, mevsim ilkbahar, vakit ikindi olunca bir de yanında ince belli bardakta has bir Rize Turist çayı demlemesine eşlik eden, -beni benden alıp yarım dünya bir adem olmamın baş müsebbibi olan- anamın ıspanaklı böreği olunca muhabbetin ve dedikodunun keyfine diyecek olmaz. Efendim dedikodu dediğimiz şey Fuzuli merhumun “başını taştan taşa urur avare su” deyu tesmiye ettiği, Afrika Maymunu gibi daldan dala atlayan kontrolü gayri kabili rucü olan bir melanet olduğundan laf dönüp dolaşıp bizim Bakkal Musa’ya geldi.

Bilmeyenler için “çıkan kısmın özeti” şeklinde arz edecek olursak; bizim Bakkal Musa deyu deminden beri çağırıp çağırıp lafı getiremediğimiz âdem evvelce rençperlik, pazarcılık, manavlık edip daha sonra bizim Çanakkaleli Enver Usta’nın Manolya Pastanesi’nin hemen çaprazında yeni yapılan binanın köşesindeki esasen ancak Milli Piyango Bayii veyahut çerezci olabilecek büyüklükteki bir dükkânı alıp, bakkal dükkânı -tövbe ne bakkalı bir süpermarket- açan bir kardeşimizdir. Efendim bendeniz ve Musa gayet eskiye dayanan bir hukukları olduğu halde pek te birbirimize ısınamayan iki soğuk nevaleyizdir. Bunun evvelemirde en büyük sebebi tabii ki benim tutmasını bir türlü beceremediğim çenemdir. Hani Musacığım da bizim bahçe havalisinden az alıngan değildir. Mazi kalbimde bir yâredir / Bahtım saçlarımdan kâredir /Beni zaman zaman ağlatan/İşte bu hazin hatıradır şarkısı aklıma gelerekten maziye baktığımda daha ilk açıldığında aramız, benim “tabelayı asmakla süper olunsa, ben dahi alın nahiyemin tam ortasına 48 puntoyla süper yazardım” dememle bozulmuştu. Neyse lafın ucu gene kaçtı. Biz çocuklarla oturup Bakkal Musa’yı çekiştirmeye başladık. Dedik ya dedikodunun nereye gideceği belli olmaz diye ben Musacığımın aslında iyi biri olduğu fakat ondan alış veriş etmektense az yürüyüp aşağıdaki marketten alışveriş etmenin daha iyi olacağını söyleyiverdim.

Eh sen misin evladına güvenip dedikodu kazanını fokurdatan… Ertesi gün bizim asker ocağından devrem olan Mükerrem Çavuş havadisi yetiştirmekte geç kalmadı. Ey efendi sen düvel düvel, meclis meclis gezip kâh durarak, kâh gemi azıya alıp niçün Musacığım hakkında dile, sohbete gelmez, akla, hayale uğramaz sözler söylersin? Hiç mi düşünmezsin bu adamın şeref ü haysiyeti vardır. Bu sözleri duyunca -ki Müşerref dahi bunları bana benim ağzımdan katiyyen böyle kem lakırdı çıkmayacağını bilerek dedikodu müessesesinin kaideleri mucibince aktarmıştır- bendeniz bir yön itibariyle kırk iki derece sıcakta cayır cayır yanarken kafasına bir kova ayazma suyu yiyen Merzifon eşşeği gibi şaşkın bir vaziyete, bir yön itibariyle de elindeki son yeşilliği dahi yanlış karta yatırıp karayı değil, papazı bulan acemi kumarbaz gibi pişman bir vaziyete duçar oldum. Eh atalar boşa dememiş güvenme dostuna saman koyar postuna diye. Gerçi nerden bilecektim çocuklara söylediğimiz masum bir tavsiyenin Musacığımın kulağına gidene kadar mutasyona uğrayıp galiz bir hakarete dönüşebileceğini…

İşte erenler pişmiş tavuğun başına gelmeyen bu menfur hadise bu acizanenin başına gelmiştir. Hayır acaba söylemediğim bir şeyin ben söylemişim gibi bana mal edilmesine ve müfteri ilan edilmeme mi yanayım, yoksa herkesin düşünüpte söylemediklerini söylemek kabahatini (!) işlediğime mi yanayım şaşırmışımdır. Bakınız buradan Musacığım’a sesleniyorum. Benim söylediklerimin senin şahsınla alakası yoktur. Sen bildiğimiz, tanıdığımız ve dahi itimat ettiğimiz bir kardeşimizsin fakat senin halka sunduğun hizmet beni mutmain etmemektedir. Tavsiyemizde buna yöneliktir. Ha şu olaydan sonra sende üstlerden hafif açılmış yarı kel başını, iki avucunun arasına alırsın düşünürsün nerde yanlış yapıyorum diye bunun önlemini alırsın ondan sonra seni en önde alkışlayan ben olurum. Şunu unutma hiç bir zaman hipermarketten yana değilim. Sen bizim kahraman bakkalımız ol hep beraber hipermarketlere karşı savaşalım…

Etiketler:

, ,

2 Yorum

  1. Musa'dan :

    efendim yazınızı demincek okumus ve de sizi gayet iyi anlamıs olmanın verdiği saskınlık ve hayranlıkla simdi size sesleniyorum. mesajınız alınmıstır.kara bahtım kel talihimi iki elimin arasına almısım ve her daim olduğu gibi yanınızda savasmaya hazırım.biliniz ki bildiklerinizin farkındayım ve hatta en ziyade destekçisiyim… muhabbetle kalınız…

  2. sseyyah :

    Efenim, bir yorum da Orhan Pamuk için bekliyoruz.

Yorum Yazın

Epostanız yayınlanmaz. * işaretli alanları doldurunuz.

*
*