Kelimeyi tarif etmek için en ideal yol bir fikir işçisinin kalemine müracaat etmek olmalı. Cemil Meriç kelimeyi anlatırken “Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven” ifadelerini kullanır. Bir başka yerde de “Senin yıldızların kelimeler, söyle raks etsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin” diyerek irfan dünyasında kelimeyi koyduğu yeri edebi bir biçimde ifade eder.
Kelimeler, düşüncelerimizi dile getirmede önemli araçlar olduğu kadar muhakeme kabiliyetimizin sınırlarını belirleme de bir ölçüdür. Kelime hazinemiz ne kadar genişse düşüncelerimizin zihnin karmaşık labirentlerinden yeryüzüne çıkma şansı ve hızı da o oranda fazladır.
Kelime alıştırmaları, anadilimizi geliştirirken veya yabancı dil öğrenirken gerçekleştirilen okuma anlama pratiklerinin vazgeçilmez çalışmalarındandır. Maalesef eğitim sistemimizin kelime tedrisatı “cümle içinde kullanma”dan öteye gidemediği için öğrencilerimizin kelime hazinelerinin darlığı iç burkan bir gerçektir. Yavuz Bülent Bakiler bir konuşmasında batı dünyasında çocukların iyi bir seviyede yetişmesi için ders kitaplarının 71 bin kelimeyle yazıldığını ifade etmiş, bu sayının Japonya’da 44 bin, İtalya’da 32 bin, Türkiye’de ise sadece 6–7 bin olduğunu dile getirmiştir. Devamını Oku »
Rüya, batı ve doğu dünyası düşünürlerince üzerinde çokça kafa yorulmuş bir kavram. Sigmund Freud’un günlük yaşamda bastırılarak bilinçaltına itilmiş duyguların dışa vurumu olarak gördüğü rüyaya, İslam tasavvufçuları farklı bir gözle bakmışlardır. İslam tasavvufçuları insan ruhunun kâinattaki bütün gerçekleri idrak edebileceğini fakat dünya işleriyle meşguliyetin ruhun önünde bir takım perdeler oluşturduğundan dolayı bunu tam olarak başaramadığını söylerler. Uyku halinde ise bu perdeler, beş duyunun engelleri zayıflar veya kalkar. Bundan dolayı ruh rüyada gerçek hayatta yapamayacağı şeyleri yapabileceği gibi bir takım gaybî gerçekleri de kavrayabilir. Ruh rüya âleminde kavradığı bu gerçekleri hayal gücüne devreder. Hayal gücü de bunları uygun bir şekilde tasvir edip his mertebesine indirir.
Rüyada idrak ettiklerimizin bize kazandırdığı duygular günlük hayatta hissettiğimiz duygulara göre oldukça yoğundur. Bundan dolayı günlük hayatta bir süreç çerçevesinde ulaşabileceğimiz aşk, çok büyük bir acı veya çok güzel bir yemeğin lezzeti gibi duygular rüyada birkaç saniye içerisinde oluşuverir.
Rüyanın hakikati ile ilgili bu girizgâhtan sonra yavaş yavaş filme geçebiliriz. Yazının bundan sonraki kısmı filmle ilgili bilgiler içereceğinden dolayı filmi izlemeyenlerin filmden alacakları tadı azaltabilir. Uyarmış olayım. Devamını Oku »

Amerika deyince bizim kuşağın aklına ister istemez bir “Macera Dolu Amerika” nakaratı geliyor. Bu, bir pop şarkısının nakaratı olmanın ötesinde Hollywood sineması sayesinde beynimize hatta alt benliğimize kazınmış bir gerçek. Söz konusu Amerika ise her an bir çatışmanın ortasında kalabilirsiniz. Veya hiç alakanız olmamasına rağmen FBI ile yerel polisin “Hey dostum bu bizim işimiz” klişesi ile başlayan ve bitmek bilmeyen çekişmesinin içerisinde kendinizi bulmanız işten bile değildir.
Bu satırları bana yazdıran geçtiğimiz akşam ön gösterimine katıldığımız Metrodan Kaçış filmi oldu. Bir yeniden çevrim olan film “sade vatandaşın başına gelen çetrefilli olaylar zinciri sonunda sabah çoraplarını giyerken kesinlikle hayal etmediği bir gün yaşaması” olarak özetlenebilecek bir konuya sahip. Film, klişeleri barındırması itibariyle pek çekilecek gibi görünmese de Denzel Washington – John Travolta sayesinde yaz günü eğlenceliği bir deneyim yaşatıyor. Devamını Oku »
Ortalama bir sinema seyircisi olarak şu güne kadar yüzlerce film seyrettim. Fakat bunlardan bazıları aklımda yer etti daha doğrusu ruhuma işledi. Bu ruha işleyen filmlerden biri de Lorenzo’nun Yağı / Lorenzo’s Oil. Filmi seyredenler muhakkak konuyu hatırlayacaklardır. Zira bu filmi seyredip de unutmak epey zor. İzlemeyenler için kısaca filmin konusu şöyle: Lorenzo tıbbın henüz çare bulamadığı amansız bir hastalığa yakalanmış bir çocuktur. Lorenzo’nun anne ve babası çocuklarının gözleri önünde eriyip gitmesine razı olmazlar. Ve hastalıklarına kendileri çözüm ararlar. Bu amaçla biyoloji kitaplarını, tıp kitaplarını araştırırlar. Nihayet gösterdikleri insanüstü çabayla bir çeşit ilaç yapmayı başarırlar. Çocukları az da olsa iyileşir.
Film Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü’ne taş çıkaracak kadar büyük bir drama şaheseridir. En katı kalpli insanları dahi gözyaşlarıyla tanıştırmıştır. Filmde amansız hastalığın yanı sıra anne ve babanın gösterdiği müthiş çabanın yansıtılması da ayrıca takdire şayan. Film aynı zamanda henüz çaresi bulunamayan hastalıklara duçar olmuş insanların bir araya gelmesi ile ilgili ufuk açıcı mesajlarda vermekte.
Bu filmi mazinin tozlu raflarından çıkartıp bugün bu yazıya konuk eden şey ise geçtiğimiz günlerde aldığım bir e-posta. Söz konusu e-posta Barsak.org sitesi editörü Selim Türkoğlu Bey’den gelmişti. Benden projelerine destek olmalarını rica ettiler. Ben de yaptıkları işi ve kapsamını inceledikten sonra sitemde yazı yazarak onlara destek olmaya karar verdim. Devamını Oku »
Kendinize bir iyilik yapın. Nostaljik fotoğraflar eşliğinde, bestecisinin şahane yorumuyla, çok sevilen bir Bayburt türküsü olan Kara Basma İz Olur‘u dinleyin.
Oldum olası suikast filmlerine hastayımdır. Suikast filmlerinde beni cezbeden şey bir kişinin öldürülmesi değil. Suikastı yapan kişinin, suikast öncesi bütün detayları hesaplayarak işini mükemmel şekilde yapmaya çalışmasını izlemek oldukça zevkli. Hani futbolda akıl dolu bir vuruş tabiri vardır ya işte suikast filmleri akıl ve detay dolu filmler oluyor. Normalde bir kere seyrettiğim filmi bir daha seyretmek istemem. Fakat Çakal Carlos‘un hem yeni versiyonunu hem de eski versiyonunu bir kaç defa seyrettim.
Genel sinema izleyicisi de detayların hâkim olduğu filmleri seviyor. İMDB’nin en iyi 250 film listesinde en tepede yer alan The Shawshank Redemption‘da (Esaretin Bedeli) bu tezi kanıtlıyor. The Shawshank Redemption’da baş döndürücü detaylarla dolu helal olsun dedirten bir hapishaneden kaçış filmi. Konu akıllı detaylar olunca son günlerin popüler dizisi Prison Break‘i de anmadan geçmemek lazım.
Yukarıdaki gibi bir film tarzı olan birisinin geçtiğimiz hafta vizyona giren Vantage Point (Bakış Açısı) filmini kaçırması tabi ki düşünülemezdi. Bu yazıda Bakış Açısını masaya yatıracağız.
Yazının bundan sonraki kısmı film ile ilgili detaylar içermektedir. İsterseniz buraya tıklayarak doğrudan ayrıntı içermeyen film değerlendirmesine geçebilirsiniz. Devamını Oku »
Mutlu Ol Bu Bir Emirdir! Sinan Çetin’in Türk müziği yasağı ile ilgili çektiği şahane bir kısa film. Hala izlemediyseniz buyrun.