Ah Bir İstanbul’da Olsam!

Fotoğraf: Selim Güler
Geçtiğimiz günlerde dünyayı epey gezmiş bir büyüğümüz ile konuşurken laf dönüp dolaşıp İstanbul’a geldi. Çok yerinde bir tespit olarak İstanbul’un ülkemizde olduğu gibi civar ülkelerde de çok önemli bir konumu olduğu vurgulandı. Gerçekten de İstanbul birçok işin kalbinin attığı yer konumunda. Hâl böyle olunca İstanbul dışında yaşayanlar bazı fırsatları kaçırmış oluyorlar.
İstanbul dışında yaşayan/okuyan genç girişimci adayları ile yaptığımız görüşmelerde de bu konu hep dile getiriliyor. Ah bir İstanbul’da olsam cümlesi bu gençlerin ekseriyetinde önemli bir hayıflanma aynı zamanda da bir bahane malzemesi olmuş durumda. Hayatının büyük bir çoğunluğunu İstanbul dışında geçirmiş birisi olarak İstanbul dışında olmanın getirdiği eksiklikleri çok iyi biliyorum. Ama bu eksikliği gerçek bir avantaja çevirmek yine kişinin elindedir.
Kişisel gelişim kitaplarında “yeniden çerçeveleme” diye bir kavramdan bahsedilir. Kısaca bardağın dolu tarafını görme diye özetleyebileceğimiz bu kavram kişinin içinde bulunduğu olumsuz durumlara farklı bir açıdan bakarak bu olumsuz durumları avantaja çevirmesini ifade eder. Birçoğumuzun bildiği tek kollu karateci hikâyesi de bu konuda verilen en güzel örneklerden biridir. Karateci olmayı gerçekten isteyen tek kollu genç, bir ustanın yanına varır. Sol kolu olmadığı için istediği şeyin imkânsız olduğunu ama yine de denemek istediğini söyler. Usta ona sadece bir hareket öğretir ve sürekli aynı harekete çalışırlar. Karate turnuvası zamanı geldiğinde genç, bildiği tek hareketle nasıl turnuvayı kazanabileceğini ustasına sorar. Ustası sabretmesini, azimli olmasını öğütleyerek onu maça çıkarır. Tek kollu genç, rakiplerini teker teker yenerek turnuvayı kazanır. Bu işin sırrını ustasına sorduğunda aldığı cevap bizlere önemli bir ders veriyor. Usta, “Sana öğrettiğim hareketin tek bir savunması vardır o da rakibi sol kolundan tutmaktır” der. Kıssadan hisse usta, genç karatecinin bir kolunun olmamasını onun için bir avantaja çevirmeyi bilmiştir.
Belki bu hikâye birçok kişisel gelişim hikâyesi gibi size inandırıcı gelmeyebilir. Ama içerisinde önemli bir ders olduğunu bilmenizi isterim.
Peki, İstanbul dışında yaşayan genç girişimciler bunu nasıl avantaja çevirecekler?
1. İstanbul’da fırsatların çok olduğu doğrudur fakat bu fırsatlara ulaşmak isteyen kişi sayısı da çoktur. Dolayısıyla küçük şehirlerde fırsatları yakalamak için mücadele edeceğiniz kişi sayısı azalacağından şansınız otomatik olarak artacaktır. Basit bir örnek vereyim. Alanında uzman bir kişi İstanbul’da bir seminer vs. verdiğinde çıkışta onu bekleyen kişi sayısı oldukça fazladır. Bunlar arasından sıyrılıp o kişiyle tanışmak, akıl danışmak için şansınız oldukça azdır. Fakat bir taşra kentinde girişimciliğe özellikle internet girişimciliğine ilgi duyan kişi sayısı nispeten az olduğu için sesini duyurmak daha kolaydır.
2. Küçük şehirde yaşayanları hatırlamak daha kolaydır. Girişimcilik alanında işin bir kısmının ilişkilere (networking) bağlı olduğu herkesin malumu. Sektörün önemli oyuncuları ile ilişki kurmak bazen olmaz işleri oldurabiliyor. Burada da küçük şehirde olmanın avantajını kullanmanız gerekiyor. İnanın Samsun’daki iki Ahmet’ten birini hatırlamak İstanbul’daki 10 Ahmet’ten birini hatırlamaya göre daha kolaydır. Bazı çalışmaları yaparken girişimcileri listelememiz gerekiyor. Bu aşamada herkes Ankara’daki veya İzmir’deki girişimcileri eksiksiz sayabiliyorken İstanbul’dakilerin bazıları hatırlanmıyor bile.
3. Çok insanla tanışmak her zaman önemli bir avantaj olmayabilir. Bunun yerine az ama öz insanı tanımak hem kişisel hayatınız açısından hem iş çevresi bakımından daha geçerli bir taktiktir. İstanbul’dayken yüzlerce insanla tanışıyoruz doğru ama şu taşın altına kim elini koyacak dediğimizde çevremizde insan bulmak zor oluyor. Hâlbuki küçük şehirlerde insanlar daha az insanla daha fazla zaman geçirdiği için kaliteli ve fedakâr dostlar elde edebiliyorsunuz.
4. Küçük şehirler kendinizi göstermek için büyük fırsatlar sunar. Biraz kaba gelebilir ama “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” diye güzel bir atasözümüz var. Hemen bir örnekle konuyu açıklayalım. Bir İstanbul gazetesinde bilişim ile ilgili köşe yazısı yazmak için oldukça birikimli ve sektörün gediklilerinden olmanız şarttır. Fakat bir yerel gazetede bilişim üzerine köşe yazısı yazmak nispeten daha kolay olabilir.
5. İnternet birçok alanda faydalı olduğu gibi sınırların kaldırılmasında da faydalıdır. Bu avantajı kullanmanız gerekli. Örneğin sıkı takip ettiğim blog yazarlarının bazıları İstanbul’da yaşamıyor. Ama onların İstanbul’da yaşamamaları onları okumamızda herhangi bir engel teşkil etmiyor. Veya başarılı internet girişimlerinin nerede oluşturulduğunu kimse sorgulamıyor. Herkes işin niteliğine bakıyor.
6. İstanbul fırsat zengini bir yer olduğu gibi zaman kaybının da en çok yaşandığı şehirdir. Eğer bir helikopteriniz yoksa İstanbul trafiği her gün oynadığınız bir kumardır. Genellikle de bu kumarda saatlerinizi kaybeden siz olursunuz. Hâlbuki küçük şehirlerde trafik gibi dertler olmadığı için sürpriz zaman kayıpları da oluşmaz. Madem zaman kaybedildiğinde geri döndürülemeyen en büyük servet o halde bunu değerlendirmek gerekir.
7. Yerel alanda bazı işlerin tutma şansı daha yüksek olabilir. Hâlihazırda yaşadığımız bazı gelişmeler önümüzdeki dönemde yerel hareketlerin daha çok popüler olacağını gösteriyor. Çünkü büyük yerleşim yerlerinde çeşitli pazarlarda bir doygunluk yaşanıyor. Bu pazarın yerel karşılıklarındaki boşluklar değerlendirilebilir. Örneğin emlak alanında İstanbul için aralarında büyük oyuncuların sahip olduğu sitelerin de olduğu ciddi bir kapışma yaşanıyor. Fakat daha küçük şehirlerde emlak alanında bir internet projesi gerçekleştirmek daha kolay olabilir. Ayrıca büyük oyuncular yerel pazarı sizden daha iyi bilemezler.
8. Yerel hareket etmek iyi bir başlangıç olabilir. Girişimciliğin beraberinde bazı riskler getirdiği muhakkaktır. Epey zamanınızı harcadığınız bir proje sizi önemli yerlere getirebileceği gibi var olan sermayenizden de (zaman, para, v.s.) edebilir. Bu noktada genç girişimciler büyük sularda yüzmeye kalkışmadan önce şanslarını küçük pazarda deneyebilirler. Bu onlar için güzel bir staj ve çıraklık dönemi olacaktır. Zaten işler iyi gittiğinde belirli bir süre sonra daha büyük pazar alanları için gereken genişleme kendiliğinden olacaktır.
9. Yerel değerleri kullanmayı bilin. İnternet projeleri çeşitli ihtiyaçlar için yatırımcılara ihtiyaç duyabiliyorlar. İstanbul’da bu konumdaki bir internet girişimcisinin başvurabileceği bazı yerler var. Fakat bu yerler çok fazla sayıda girişimci tarafından kapıları çalınan yerler olduğu için yatırım çıtaları doğal olarak yüksek oluyor. Dolayısıyla girişimcilerin buralardan olumlu cevap alması epey zor oluyor. Fakat İstanbul’daki girişimcilerin kapıları çalmadığı Anadolu’da yerleşik bazı önemli kuruluşlar var. Bu durum taşradakiler için çok önemli bir fırsat sunuyor. Yerel pazarda yatırımcı arayan girişimciler mutlaka kendi illerindeki veya bölgelerindeki yatırımcı olabilecek şirketlerin kapılarını çalmalılar. Muhtemelen bu şirketler daha önce çok az yatırım talebi ile karşılaşmışlardır. Hatta internet alanında daha önce hiç yatırım talebi ile karşılaşmamış bile olabilir. İyi bir proje, iyi bir iş planı ve sunumla yatırım alma şansınızın nispeten yüksek olduğuna inanıyorum.
10. Sonuç olarak İstanbul’da olmak bence girişimcilerin önlerine koydukları sanal bir bariyerden ibarettir. Bunu yıkmak olumsuzlukları avantaja çevirmek girişimcinin elinde. Nasıl Anadolu Kaplanları tabir edilen şirketler bazı sektörlerde İstanbul şirketlerine meydan okuyabildilerse siz de başarabilirsiniz!
Ev ödevleri :)
* İki İzmir’li girişimciye açık mektup
* Okurken kendi işinizi kurmanın 10 yolu




Ahmet Alp Balkan | 31 Mayıs 2009 @ 12:48 #
Selçuk Hocam, yazının sonunda belirttiğiniz Anadolu Kaplanları’nın bir listesi varsa görmeyi çok isterdim. Bir de buraya, ‘bu yazıya yapılan yorumları takip et’ olsa iyi olurdu.
Selçuk Hoca | 31 Mayıs 2009 @ 13:01 #
@ Ahmet Alp Şuradaki listeden yararlanabilirsin. http://www.ekonomist.com.tr/genel/fortis/index.html
Eray USTA | 1 Haziran 2009 @ 01:31 #
Hocam bende İstanbulda yaşıyorum fakat okulum sebebiyle şuan Muğladayım ve inanın İstanbuldayken nefret ediyorum İstanbuldan kalabalık trafik vs gibi sebeplerle ancak Muğladayken de deli gibi özlüyorum İstanbulu :)
Egitisim Kariyer Enstitusu | 12 Haziran 2009 @ 15:39 #
@Eray o çoğu kişi de mevcut. En güzeli İstanbul’da iken mümkün olduğunca sakin yaşam peşinde koşmak zira şehir yeterince yoruyor insanı.
Vadi Efe | 12 Ağustos 2009 @ 21:21 #
Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık.
İnternetin sunduğu imkanlar sınırsız hakkaten, şehir dışında değil ülke dışında bile olsanız çok rahat çalışabiliyorsunuz.
Özellikle sektöre yeni yeni tutunmaya ve tecrübe edinmeye çalışan kişilerin yerel projeler üretmesi ve bunları paraya dönüştürmeye çalışması onlar için harika bir deneyim olacaktır.
sevgiler
murat | 10 Eylül 2009 @ 15:36 #
“İstanbul’da olmak bence girişimcilerin önlerine koydukları sanal bir bariyerden ibarettir.” demişsiniz. Maalesef katılamıyorum. Doğrudur İstanbul’da olmamayı bazı insanlar bahane olarak kullanmaktadır; fakat bu yine de İstanbul’un bir fırsatlar şehri olduğu gerçeğini değiştirmez.
Günümüzde İstanbul, Türkiye’nin %55 üretimine ve %45′lik ticaret hacmine sahiptir. Sadece bu bile gerçekleri gözler önüne sermeye yetmektedir. Gerisi laf u güzaftır.
Ahmet Kürşat Çanak | 11 Eylül 2009 @ 15:49 #
Merhaba hocam sizin makalelerinizi uzun süredir takip ediyorum ancak bir durgunluk var blogda hasta falan değilsiniz inşallah. BAşarılar dilerim. Makaleniz çok güzel.
Saygılar