31 Ocak 2008
|
Kategori:
Günlük
|

Yarın şubat ayının ilk günü. Eğer yaşınız biraz gençse ve kafada biraz kavak yelleri esmeye devam ediyorsa veya yıllara meydan okuyan bir beraberliğiniz varsa şubat ayı deyince akla hemen 14 Şubat Sevgililer Günü geliyor.
Sevgililer günü özellikle son yıllarda topluma mal oldu. Ama neyse ki sevgili sıfatı ille de cins-i latif bir yavukluya veya sırrım gibin bir delikanlıya yakıştırılacak bir sıfat değil. Baygın kokusuyla bir erguvan çiçeği, bir şahlanışı ile adama 10 kıta şiir yazdırabilecek bir yılkı atı, yalnız geçen yıllarının sayısı beyaz başörtüsündeki oyaların sayısına yaklaşmış bir huzurevi babaannesi, bin ululardan bir ulu da pekâlâ aynı sıfatla gönüllerde yer alabilir. Sevgililer günü olunca laf dönüp dolaşıp hediyeye geliyor. Hele hele yaş biraz kemale erdiyse iş daha da zorlaşıyor. Efendim bıyığı henüz terleyen, yeni yetme bir ergen değiliz ki türlü esprilere malzeme olmayı göze alıp yavuklumuza sevimli bir ayıcık veya bir maymuncuk alalım. Biraz daha ağır, kallavi, anlamlı bir hediye almamız 14 Şubat’ı ve akabindeki haftayı sağ salim geçirebilmemiz için şart :)
Bu hissiyatla internette gezinirken yolum önce mücevher satan sitelere düştü. Beğendiğim parçalar olmadı desem yalan söylemiş olurum. Fakat o paraya, o parçaları alırsak ayın geri kalan kısmını o pırlantaya bakarak geçirmemiz gerekecek :) Daha sonra inci kolye satan bir siteye rast geldim. Gerçek istiridyenin içinden çıkmış inci oldukça ilginç bir sevgiler günü hediyesi olur diye düşünüyorum. Sitede değişik setler halinde inci kolyeler bulunuyor. Hediye telaşına düşmeden bakmakta yarar var.

Gün geçmiyor ki bir internet komünitemizde sorun çıkmasın. Bir gün Sözlük‘te, bir gün Pilli‘de, bir gün Blograzzi‘de … Yönetime isyan bayrağını çeken istemezukçular mı istersiniz, bir adım geri çekilip ciğerden bir sesle “tüü Allah belanızı versin” diyenleri mi istersiniz, “buralar eskiden hep yeşillikti”, “maziye bak ne kadar şendik” diye hayıflananları mı istersin dolu…
Bu ayrılıkçı blog gerillalarının ortak yönü aşırı tepkisel hareket etmeleridir. Binlerce üyesi olan sistemler ile kendi sitelerini/bloglarını karıştırıyor olmalılar ki “o niye yok”, “bu niye olmuyor” diye çocukça mızıkçılığa başlayıp kazan kaldırıyorlar. Efendiler dikkat buyurun şehrin sorunları sizin evinizdeki sorunlar kadar kolay halledilemiyor. Kaldı ki daracık hanelerimizde dahi halledilemeyip hanenin viran olmasına sebep veren problemler olmuyor mu?
Bir diğer ilkokul üç tepkisi de “bunlar var ya bunlar” deyu işaret parmağını hararetli hararetli sallayıp “kendileri zevk-i sefa içinde yaşayıp sistemlerini geliştiren insanları köle gibi kullanıyorlar” oluyor. Daha dün öve öve bitiremedikleri kişilere zimmetine para geçirmiş üçüncü dünya ülkesi diktatörü muamelesi yapmaktan zevk duyuyorlar. Devamını Oku »
25 Ocak 2008
|
Kategori:
Günlük
|
Acısıyla tatlısıyla bir öğretim dönemini daha bitirdik. Bu dönem, yeni bir şehirde olmamız hasebiyle biraz daha hızlı geçti diyebilirim. Çevreyi tanıma, hangi durakta binip hangi durakta minibüsten ineceğini kestirme, Anteplice’ye alışma, kebabın günün her saatinde yenilebilecek bir yemek olduğu gibi ulvi hakikatleri kavrama derken bir dönem geçiverdi.
Aslında hayalimde Gaziantep’i biraz daha farklı canlandırmıştım. Hani doğunun Paris’i ifadesi vardır ya… Kafamda bu düşünce ile gelmiştim. Ama görev yaptığım okulun biraz daha gelir durumu düşük ve göç alan bir bölgede olması bana şehrin farklı yüzünü gösterdi. Gaziantep’in lüks sayılabilecek yerlerini de gördüm. Fakat şehre ısınamadığımı ifade etmek istiyorum. İkinci dönemin sonunda daha ayrıntılı bir inceleme yapmak istediğimden dolayı şehir izlenimlerini burada kesiyorum. Devamını Oku »
Bu sıralar okumaktan yazmaya pek vakit bulamadım. Dönem sonunun yaklaşmasıyla okuldaki işler de biraz sıkışınca blogla pek ilgilenemedim.
Yeni yılla birlikte Türk blog dünyasında yeni bir servis açılmış. Okunuyoruz kısaca bloglardaki yazıların ne kadar okunduklarını takip edip listeleme yapan bir servis. Proje renkli yazılarıyla hatırladığım İdris Cin‘e ait. Devamını Oku »