
İzmir Kitap Fuarı kişisel tarihimin en büyük entellektüel aktivitelerinden biridir. Dile kolay 1998’den beri bir iki sene mecburi fire dışında sıkı takipçisiyiz fuarın. Bu sene de “İzmir demek, kitap okumak demek” sloganıyla 12. düzenlenen fuara 23 Nisan münasebetiyle katılma fırsatı buldum.
Fuarın resmi internet sitesine bakarsak bu sene katılımcıların sayısı artmış. Evet, sayının arttığı doğru ama bu sayı artışı yayınevi artışı anlamına gelmiyor. “Katılımcı” arttı yani pazarlamacılar arttı. Hâlbuki fuarı düzenleyen kuruluşların yayınevlerin katılımını sağlamak noktasında daha gayretli olması lazım. Konuşma fırsatı bulduğum birkaç stand çalışanına göre bu sene biraz da 23 Nisan’ın etkisiyle satışlar ve talep geçen seneye göre artmış durumda. Tabii yıllar geçtikçe fuar kendi geleneğini de oturtuyor. Belki İstanbul fuarının yerini asla tutamayacak ama en azından Ankara ve Bursa fuarlarına rakip olabilmeli diye düşünüyorum.
İzmir Kitap Fuarı’nı sevmemin en önemli nedenlerinden beri bünyesinde müthiş bir çeşitliliği ve renkliliği barındırmasıdır. Her tarzdan, her felsefi görüşten yayın bulabilirsiniz burda. Sağcısından, solcusuna, Bahaisinden anarşistine kadar aklınıza gelebilecek birçok alanda katılımcıya rastlamak mümkün. Hatta öyle bir şey ki bunlardan biri eksik olsa benim gibi fuarın müdavimleri tarafından hemen farkedilir. Örneğin ben fuarda dolaşmaya başlar başlamaz hemen Bahaî standında yıllardır 10–15 kitapla tanıtım yapmaya çalışan yaşlı amcayı ve karısını, Beyaz Yayınlarındaki kır saçlı abiyi, Sorun Yayınlarındaki pos bıyıklı abileri, anarşist gençleri, Türk Dil Kurumu standındakileri, Akçağ’daki kısa boylu, tıknaz abiyi ve tabii ki Server Tanilli Hoca’yı hemen ararım. Bunlar ve daha niceleri benim için fuarın olmazsa olmazlarıdır.
Fuarla ilgili bunca şey hatırladığıma göre artık “maziye bak ne kadar şendik” dahi diyebilirim. Evet, ilk katıldığım fuarlarda -belki bu yazıyı okuyanlara abartı gelecek ama- bir günde 6–7 saatimi fuarda geçirdiğimi iyi bilirim.
Fuarı salt satış yapılan bir yer olmaktan öteye taşıyan şey ise düzenlenen seminerler, paneller ve sergilerdir. Fuarın ilk yıllarında bir iki salonda yapılan bu etkinlikler seneler içerisinde artarak eş zamanlı olarak kullanılan üç salona kadar çıktı. Üç salonda toplantı yapılması bir açıdan güzel ama benim gibi “meraklısı” için de büyük bir işkence. Zaman zaman acaba hangisine gitsem diye saatlerce düşündüğüm dahi olmuştur.
Bu seneki seminerlerin ana temalarından biri “Mizahçıların Buluşması” idi. Bu buluşma kapsamında karikatürlerine, yazılarına güldüğümüz birçok karikatüristi ve mizahçıyı görüş olduk. Bunun yanısıra çeşitli konularda birkaç seminere daha katıldım. Bu seminerlerle ilgili ayrıntıları da bir sonraki yazıya bırakalım.












fahri karaaslan # Eyl 4, 2007 | Yanıtla
izmir kitap fuarlarının takipçisiyim ama hiç bu kadar güzel gelmemişti gözüme,celal fedai hocamın yorumundan çok etkilendim
daha dikkatli olacağım bundan sonra.
ayrıca hocama kucak dolusu selamlar
ençok sevdiğim hocam,dı lisede
saygılarımla
hilal # Ara 6, 2007 | Yanıtla
güzel bir yazı fakat ben bu fuardaki kitapların resmini istiyorum arkadaşım.ok